SON YAYINLAR
latest

DOĞUMDAN SONRA SAÇ DÖKÜLMESİ NE KADAR SÜRER?

Doğumdan sonra neden saç dökülür?, Doğumdan sonra saç dökülmesi ne kadar sürer?, GZ,
Doğumdan Sonra Saç Dökülmesi Nedir? Neden Meydana Gelir?
Kadınlar için hamilelik sırasında ve doğum sonrasında en sık yaşanılan şikayetlerden biri de saç dökülmesidir. Kadınların yaklaşık olarak %50'si hamilelikte ve doğum sonrasında saç dökülmesi sorunu yaşıyor. Bu oluşan hormonların etkisine bir de uykusuzluk, emzirme, yeni sorumlulukların verdiği stres de eklenince bu süreç lohusa kadın için kaçınılmaz olabiliyor. Bu sebepten dolayı banyo sırasında veya saçınızı tararken gördüğünüz dökülen tutamlar “neler oluyor” diye düşünmenize ve paniğe kapılmanıza sebep olmasın sevgili anneler!

Doğumdan sonra pek çok kadın saçların döküldüğünü fark eder. Bildiğiniz gibi hamilelik esnasında fazlalaşan hormon seviyeleri, deride ve vücudun çok fazla bölgesinde farklılıkların oluşmasını sağlar. Artan hormon değerleri de, saçların yaşam döngüsünde büyüme aşamasına girmesine yardımcı olur. Bu yüzden hamilelik dönemi içerisinde pek çok kadın saçlarının gürleştiğini belirtir. Bebeğin dünyaya gelmesinin ardından ise, saç tellerinin büyük bir kısmı büyümez ve 2 ile 3 ay sürecek olan bir dinlenme döneminin içerisine girer. Saçın yaşam döngüsü tekrar başladığı zaman, saçlar büyüme aşamasına yeniden girecek ve eski saçlar hemen dökülecektir. Ama dökülen saçın miktarı, bazı kadınlarda az, bazı kadınlarda ise çok olarak, kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

Bu konu ile ilgili kadında kalıtsal bir yatkınlık bulunması halinde, doğumun ardından saçları, biraz daha fazla dökülecektir. Aynı zamanda hamile anne adaylarında da, saçların büyük bir bölümünün büyüme aşamasında olduğu belirten uzmanlar, doğumun  tamamlanmasının ardından saçların, saç büyüme döngüsünün dinlenme evresine geçtiklerini söylemektedirler. Bu durumda saçların 2 veya 3 ay sonra fazla miktarda döküldüklerini, bu sürecin 1 ile 6 ay civarında devam ettiğini ve büyük bir kısmının tekrar büyüyerek eski miktarına geri geldiğini ifade etmektedirler.


Doğumdan Sonra Saçlar Neden Dökülür? 
Genellikle kadınlarda hamilelik sonrasında, doğum kontrol hapı kullanıp bıraktıktan sonra,düşük ya da kürtaj sonrasında saç dökülmesi artabilir. Doğum sonrası yaşanan saç dökülmesi sorununun sebebi ise, hamilelik boyunca yüksek seyreden östrojen hormonunun doğum sonrasında normal seviyesine inmesidir. Bu sebepten dolayı doğumdan sonraki ilk 2-6 ay arasında saç dökülme sorunu yaşanması normal bir süreç olarak kabul ediliyor.

Doğumdan Sonra Saçlar Ne Zaman Dökülmeye Başlar?
Bildiğiniz gibi hamilelik esnasında güçlenen saçlar, doğumun tamamlanmasının ardından yaşanan ani hormonal değişikliğin etkisi ile genelde hızlı bir şekilde dökülmektedir. Uzmanlar, geçici olan bu saç dökülmesinin kelliğe sebep olmayacağını ifade ederler ve daha çok hamilelik sonrası dökülmeler için üretilen ve eczanelerde satılan bir takım ürünlerin düzenli bir şekilde kullanılmasının ardından, bu sorunlara çözüm olacağını belirtirler.
Yaşam boyu saç dökülmesi sorunu, insanların belli dönemlerinde fazlalaşırlar. Örneğin, bazı dönemlerde bir insanın daha çok hayatı ile alakalı yeni bir kararlar verdiği zaman veya olumsuzluk yaşadığı zamanlara denk gelmektedir. Bazı kadınlar ise, hamileliğinin ardından hassaslaşırken bu dönemde saç dökülmesi yoğunluğu ile karşı karşıya kalmaktadırlar..

Dökülen Saçlar Ne Zaman Normale Döner? 
Bu süre kişiden kişiye farklılık gösterebilir fakat ortalama olarak doğumdan sonraki 3-6 ay arasında saçlarınız eski formuna ve canlılığına kavuşacaktır. Eğer sorununuz devam ederse bir dermatoloji uzmanına başvurmanız yararlı olabilir.

Sağlıklı Saçlar İçin Neler Yapabilirsiniz? 
Bu konuda sizlere bir kaç tavsiyem olacak. Bunlara dikkat ederseniz büyük ölçüde saç dökülmenizi azaltacaktır.

  • Saç boyası,fön, maşa ve düzleştirici gibi işlemler saçlarınızı daha da yıpratabilir. Lütfen bu işlemlerden hem hamilelik sırasında hem de doğumdan sonra uzak durun.
  • Eğer kış ayında değilseniz, banyo sonrasında saçlarınızı doğal yolla kurumaya bırakın, güçlü saç kurutucularından uzak durun.
  • Saçınız için badem yağı, susam  yağı, zeytin yağı gibi besleyici yağları 15 günde bir banyo öncesi saç diplerinize  masaj yaparak uygulayabilirsiniz.
  • Eğer saç telleriniz inceldiyse ve saçlarınızın hacimsiz görüntüsü sizi mutsuz ediyorsa bu sürede hacim vermek üzere formüle edilen şampuan ve saç bakım ürünlerini kullanabilirsiniz. 
  • Doğumdan sonra kısa modeller tercih etmeniz saçlarınızın daha dolgun ve canlı görünmesini sağlayabilir.
  • Kullandığınız saç bakım malzemelerinin(şampuan,krem,köpük,yağ vs) kimyasal madde içermemesine dikkat ediniz.

Bunlar dışında saçınızın ihtiyaç duyduğu mineraller bulunmaktadır. Eğer vücudunuzda demir ve çinko mineralleri eksikse saç dökülmeniz daha şiddetli olacaktır. Bunu önlemek için bu mineralleri almaya özen gösterin.
DEMİR: Eğer demir yetersizliğinden kaynaklanan saç dökülmesi yaşıyorsanız, doktorunuza danışın. Bu durumda takviyeye ihtiyacınız olabilir. Demir açısından zengin olan yumurta, sığır eti, kırmızı et, üzüm, pekmez, fındık, susam ve baklagillere de öğünlerinizde yer açın.
ÇİNKO: Çinko diğer pek çok mineral gibi hücrelerin işlevini yerine getirebilmesi için gerekli bir mineraldir. Vücutta oluşan çinko eksikliği saç dökülmesine ve saç renginde değişikliğe sebep olabiliyor. Bunu engellemek için arpa, peynir, süt ve süt ürünleri, balık gibi besinleri tüketmeniz faydalı olabilir.

Hamilelikte Saç Bakımı İçin Eczaneye Başvurun!
Sevgili anne adayları hamilelik döneminde hem sizin hem de bebeğinizin sağlığı açısından ilaç, ışın, kimyasal maddeler ve deri yolu ile etkisi altında kaldığınız maddelerin zararlarından uzak durmanız gerekiyor. Bunun dışında bazı kimyasal maddeler ise, hamileliğin belirli dönemleri içerisinde zararlı, diğer zamanlarda ise, zararsız olabilmektedir. Bu nedenle, hamilelik dönemi içerisinde annenin besinlerinin doğal olması ne kadar önemli ise, kullandığı bakım ürünlerinin de aynı şekilde doğal olmasının oldukça önemli olduğu vurgulanmaktadır.
Hem hamilelik döneminizde, hem de hamilelik döneminin ardından kullanmanız gereken saç bakım ürünlerinin, eczaneden alınması daha güvenli olacaktır. Piyasa satılan bitkisel adı altında her çeşit ürünün de saça uygulanması, doğru değildir. Bu konuyla ilgili daha çok eczanelerde hamilelik döneminin ardından karşılaşılan dökülmelere karşı şampuanlar bulunmaktadır.


Doğumdan Sonra Saç Dökülmesi Ne Kadar Sürer?
Sevgili anneler doğumun tamamlanmasının ardından karşılaşılan saç dökülmesi, daha çok 2 ile 3 ay civarında sürmektedir. Daha sonrasında dökülen saçların yerine, yenileri çıkmaya başlar. Üzülmeyin pek çok anne adayında saçlar, hamilelik döneminden önce ki durumuna geri gelmektedir.

Saçlarda Olan Dökülmenin ( Alopesi ) Tedavisi Nasıl Yapılır?
Hekimler tarafından doğumun gerçekleşmesinin ardından rastlanan saç dökülmeleri için herhangi bir tedavi yöntemine ihtiyaç duyulmaz. Çünkü bu, hamilelik esnasında meydana gelen hormonal değişiklikleri sebebi ile saçın yaşam döngüsünde meydana gelen ve kalıcı olmayan bir durumdur. Saçların çok fazla fırçalanması ve taranması kolaylıkla dökülmesine yardımcı olacak ve normal şartlarda 2 veya 3 ay devam eden dökülme süresini hızlandıracaktır. Korkmayın bu durumun saçlara herhangi bir zararı yoktur. Ayrıca saçınıza vitamin kullanmanın veya baş derinize özel ilaçlar ile masaj yapmanın da herhangi bir faydası olmayacaktır.

Kadınlarda Saç Dökülmesinin Arttığı Dönemler
Kadınlarda hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemlerde saç dökülmesi artmaktadır. Bu dönemler şunlardır:
*Hamilelik sonrası,
*Düşük veya kürtaj sonrası,
*Doğum kontrol hapı kullanıp bırakmak,
*Hormon terapi replasmanı uygulanması.

UNUTMAYIN!
  • Doğumun ardından karşılaşılan saç dökülmesi sorunu, kesinlikle kalıcı bir saç dökülmesi değildir.
  • Bir insanın saç derisinde normal şartlarda ortalama 100 saç teli büyür ve her gün ortalama 50 ile 200 arasında da saç teli dökülür.
  • Kadınlarda hamilelik esnasında meydana gelen hormon seviyelerinde ki artış, saçların normalden daha çok büyümesine yardımcı olmaktadır.
  • Doğumun gerçekleşmesinin ardından, hormon seviyeleri eski haline geri gelmektedir. Bundan 2 3 ay sonra, 3 ile 6 ay boyunca ciddi anlamda saç dökülmesi görülür
  • Bir insanda saçların uzaması, dökülmeye başladıktan 3 ile 6 ay arasında normale dönmektedir.
  • Doğumun ardından yaşanan saç dökülmesi normal bir durumdur. 

RAHİM AĞZI DARLIĞI

G, Rahim ağzı darlığı, Rahim ağzı darlığı kimlerde görülür?, Rahim darlığı, Rahim darlığı nedir?, Serklaj nasıl yapılır?,
RAHİM AĞZI DARLIĞI NEDİR?
Rahim Ağzı Darlığı Hamileliğe Engel Midir?(Servikal Faktör)
Tıp dilinde rahim ağzı serviks olarak isimlendirilir. Bu bölge vajina ile rahim arasında köprü görevi gören rahmin en alt kısmında bulunan ince uzun bir bölgedir. Serviks içerisinden rahme doğru ilerleyen boşluğa ise servikal kanal denir. Cinsel ilişki sonrasında vajina içine boşalan spermler servikal kanaldan geçerek rahim içerisine ulaşırlar. Ardından rahim içinde bulunan yumurta hücresiyle bir araya gelmesi neticesinde gebelik meydana gelir gelir.
Rahim ağzının (serviks, cervix) görevi ; vajinadan  rahim içerisine spermlerin geçişini sağlamak ve spermlerin daha uzun süre yaşayabilmesini sağlamaktır. Ayrıca vajinadan rahim içerisine bakterilerin geçişine engel olmaktır. Rahim ağzından salgılanan yapışkan bir mukus salgısı vardır. Bu mukus içeriye bakterilerin geçmemesini sağlarken tersine spermlerler için uygun bir ortam sağlar. Ayrıca yumurtlama (ovulasyon) zamanında bu salgı daha akışkan hal alarak spermlerin geçmesini kolaylaştırır.
Rahim ağzı ile ilgili bazı patolojik problemler sperm geçişinin zorlaşmasına neden olur bu da kısırlığı olur. Eğer kısırlık (infertilite) sebebi rahim darlığı ile ilgili ise buna servikal faktör denir. Ama servikal faktör kısırlık nedenleri arasında çok düşük bir oranı kapsar, yaygın bir sebep değildir. Servikal faktörün neden olduğu faktörler ; rahim ağzında darlık, enfeksiyon, mukus yapısında bozukluk gibi nedenlerdir ve bunlar spermlerin rahim içerisine geçişinde problem yaratır. Bunu önlemek için genelde tıpta uygulanan aşılama yöntemidir. Yapılan aşılama işlemi ile spermler bir enjektör yardımı ile direk rahim içerisine verildiği için rahim ağzına bağlı kısırlık nedenleri ekarte edilmiş olur.

Rahim Ağzı Darlığı Nedenleri ve Tedavisi
Bildiğiniz gibi kadınların genel olarak anatomik yapısı oldukça geniş bir mekanizmaya sahiptir. Bu da özellikle üreme sistemine ilişik çok fazla komplike detaylar barındırır. Kadınlarda çoğu zaman psikolojik etkiye dayanarak, yumurtlama döngüsü bile engellenebilmektedir. Hatta bazı kadınlar bu psikolojik nedenden dolayı uzun bir süre çocuk sahibi olamayabilirler. Buna istinaden rahim ağzı darlığına neden olabilecek birçok etken olabileceği ortaya çıkmaktadır. Şimdi sizlerle rahim ağzı darlığına yol açan faktörlerden bir kaçını paylaşacağım. Rahim ağzına bağlı yetmezliklerde en sık görülen nedenlerden biri, rahim ağzındaki cerrahi işlemler ve travmalar sonucunda oluşan komplikasyonlardır. Bunun dışında en sık servikal yetmezlik nedenleri arasında:
Histeroskopi
Histeroskopi gibi rahim ağzını genişleten operasyonlar rahim ağzı darlığına neden olur. Bilindiği gibi bu operasyon diğer adıyla operatif histeroskopi en sıklıkla submüköz yani rahim içi myomlar ve endometriyal polipler nedenleri ile yapılmaktadır.
Normal Doğum Travmaları
Normal doğumda rahim ağzının yırtılması, forseps veya vakumla yapılan müdahaleli doğumlar, sık olarak yapılan doğumlar rahim ağzı darlığına neden olur.
Kürtaj 
Kürtaj(bu operasyon özellikle ileri gebelik haftalarında yapılırsa) servikal yetmezliğe sebep olabilmektedir.
Rahim ağzı ile ilgili geçirilen ameliyatlar ve ayrıca buna benzer rahim ağzı ile ilgili koterizasyon ve kriyoterapi (yakma-dondurma) gibi tedaviler çok nadiren sebep olabilir.
Konizasyon işlemi - Leep işlemi
Daha önceden geçirilmiş olan serviks ile alakalı cerrahi müdahaleler sonucunda rahim ağzı darlığı meydana gelebilir.
Ayrıca servikste mevcut olan çeşitli patolojiler sebebiyle yapılan yakma ve dondurma işlemi, rahim ağzı darlığına yol açarak, hamileliğe engel olabilmektedir.  Nadir de olsa, bu uygulamaların sonuçları rahim ağzı nedenleri arasında yer alır.

TEDAVİSİ
Rahim ağzı yani servikal yetmezlik tedavisi genellikle gebe kaldıktan sonra yapılmaktadır. "Serklaj (cerclage)" isimli bir cerrahi yöntemle rahim ağzına dikiş atılır ve bu alan büzülerek daraltılır.
Günümüzde rahim ağzına dikiş konulması serklaj operasyonları usül olarak Mc Donald veya Shirodkar operasyonları şeklinde yapılmaktadır.

Kimler Servikal (rahim darlığı) Yetmezlik Açısından Risk Altındadır?
Yukarıda saydığım obstetrik ve jinekolojik operasyonları geçiren kadınlar servikal yetmezlik ve bu yetmezliğe bağlı olarak gelişen gebelik komplikasyonları açısından risk altında bulunmaktadırlar.
Daha önceden erken doğum yapmış veya suyun erken gelmesi gibi bir obstetrik (gebeliğe ait) sorunlar yaşayan her kadın, gebe kalmadan önce jinekologlarına başvurarak jinekolojik muayene olup rahim ağzı yetmezliği açısından araştırılmalıdır.
Kadınlarda görülen servikal stenoz (servikal darlık) önce de söylediğim gibi daha sıklıkla rahim ağzına yapılan girişimler ve enfeksiyonlar sonrasında görülür. Özetlemek gerekirse; 
  • Travmatik kürtajlar,
  • Yapılan rahim ağzı ameliyatları (konizasyon ameliyatı gibi),
  • Geçirilen rahim ağzı enfeksiyonları (Chlamidia gibi) servikal stenoza neden olmaktadır. Ayrıca rahim ağzı enfeksiyonlarına "servisit (cervicit)" adı verilmektedir.
  • Rahim ağzında oluşan kanser veya kanser öncüsü hastalıklar sonucunda da nadiren rahim ağzı darlıkları (cervical stenosis) gelişebilir.


Servikal (rahim ağzına bağlı) Yetmezlik Nasıl Tespit Edilir?
Bir jinekolog için rahim ağzı yetmezliği tanısını koymak son derece kolaydır. Anatomik olarak gebeliğin ve adet döneminin olmadığı bir dönemde rahim ağzı açıklığının 8 mm altında olması normal, 8 mm ve üstünde olması durumunda ise anormal bir durumdur. Böyle bir durumda rahim ağzının yetmezliğinden bahsedilir.
Hekim tarafından bunun için rahim ağzına uygulanan 8 mm'lik metalik hegar bujisinin kolay bir şekilde geçmesi ile kesin tanı konulabilmektedir. Bu işlem bir kaç saniye sürer ve işlem sırasında hiç bir ağrı sıkıntısı ile karşılaşılmaz.  Yapılan bu jinekolojik muayene oldukça önemli ve tanı koydurucudur.

Rahim Ağzı Darlığı Ne Tür Problemler Yaratır?

Rahim ağzı açıklığın normalden fazla olduğu bu durum kadınlarda;
  • Erken doğumlara(prematüre doğum, preterm eylem),
  • Tekrarlayan düşüklere (Habituel abortus),
  • Su kesesinin erken açılmasına,
  • Rahim ağzı bölgesinin aşırı dar olması, arka bölgede yani rahmin içinde kan toplanmasına neden olabilir. Bu da adetlerin sancılı olması gibi sorunlara neden olabilir .

Ayrıca rahim ağzı yetmezliği (servikal yetmezlik) vajinadan mikroorganizmaların yukarıya taşınması ile iç genital enfeksiyonlara yatkınlığı da arttırır. İç genital enfeksiyonlar arasında en sık olarak görülenler salpenjitler ve endometritlerdir.

ÇOCUĞUNUZUN UYKU HORMONUNU ARTTIRMANIN YOLLARI

5 yaş uyku problemi, Çocuklarda uyku, Bebek uyutma, Çocuklarda uyku, Bebeklerde uyku, Çocuğum uyumuyor, Çocuğum geç saatlere kadar ayakta, GE, Çocuklarda uykusuzluk,
ÇOCUKLARDA UYKU PROBLEMİ
Eğer çocuğunuzu yatırmadan önce sinir krizi geçiriyorsanız ve çocuğunuz normal uyku saatlerinde uyumuyorsa bunun nedeni çocuğunuzun vücut saatinin dengesiz olması yada farklı zamanlara ayarlı olması olabilir. Çocuğunuzun uyuması 30 dakikadan fazla sürüyorsa bunun nedeni vücudun iç saatinin yatma zamanının farkında olmadığını açıkça ortadadır, her şey beyinde başlayıp biter, bunlardan biri de uykudur.

Bazı uzmanlara göre çocuğunuzun vücut saatinin çalışma şekli kısmen genetiğe bile bağlı olabilir. Yani bazılarımız "sabah insanı" olma eğiliminde iken bazılarımız da"gece kuşları" olma eğilimindeyizdir. Ama gece kuşları bile uykusuz kaldıkları için düşen başlarını ayakta tutmak için mücadele ederler :) Uyku hissi beynimizin içindeki hücrelerin derinliklerinde melatonin adlı bir hormon tarafından düzenlenir.

UYKU BİLİMİ
Melatonin gün içindeki durumu şöyledir:
Gündüzleri bu hormonun seviyesi düşük iken akşamları artar, geceleri ise melatonin hormonu zirvededir.

Melatonin seviyelerimiz uyumaya başlamadan yaklaşık iki saat önce yükselmeye başlar ve bu iki saat dolduğunda 'uyku penceremiz' açılır ve ya uyuruz yada düşen başımızı kaldırmaya veya kapanan gözümüzü açık tutmaya çalışırız.

Çocuklarda uyku en önemli şeylerden biridir, dolayısı ile önemsenmeyecek bir durum değildir. İyi haber şu ki birkaç basit adımda çocuğunuzun melatonin üretimini en üst düzeye çıkararak onun daha kolay ve düzenli uyumasına, uykulu hissetmesine yardımcı olabilirsiniz. En başta doğal ışığa maruz kalmak vücut saatinin gündüz uyanık kalmasına ve geceleri aktif hale gelmesine yardımcı oluyor, bu nedenle eğer düzensiz uyuyan bir çocuğunuz var ise amacınız gündüzleri çocuğunuzun mümkün olduğunca ışığı görmesini sağlamak olmalı.


ÇOCUĞUNUZUN UYKU HORMONUNU ARTTIRMANIN YOLLARI

PERDELERİ AÇIN
Uyandığında perdelerini açtığınızdan emin olun. Gökyüzüne bakarak zaman geçirebileceği oyunları oynayın ve bu oyunu eğlenceli hale getirmek için onu bulutlarda şekiller bulmaya, uçak saymaya ya da farklı kuşları görüp size göstermeye teşvik edin.

DIŞARI ÇIKIN
Her sabah dışarı çıkmaya hazır olmak adına yarışa girmeye hazırlanın. Gün ışığını görebilmesini  maksimuma çıkarmak için bahçede veya parkta beş dakikalık gezintiye çıkın.

ÖĞLE YEMEĞİNİ TEKRAR DÜŞÜNÜN
Özellikle sabahları karanlık olan kış mevsiminde öğle yemeği düzeninizi değiştirmek ve öğle yemeğinden önce beş dakika kadar dışarı çıkmak her şeyi değiştirebilir. Bunun uzun bir süre olması bile gerekmiyor, yakınınızdaki bir alana kadar yürüyüp geri dönmek bile yeterlidir.

AÇIK HAVADA OYUN OYNATAN BİR KREŞ SEÇİN
Çocuk yuvalarını ziyaret ederken sorulması gereken önemli bir soru çocuğunuzun dışarıda ne kadar zaman geçireceğidir. Dışarıda oynamak için dış mekânları olan ve buna zaman ayıran bir kreş bulduğunuzdan emin olun. Çünkü uyku hormonu söz konusu olduğunda gün ışığı ve iç mekanlardan çok daha etkilidir.

AYARLANABİLİR IŞIK KULLANIN
Ayarlanabilir ışık kullanmak ve çocuğunuzun uyku vaktinin yaklaştığı sırada ışığın yoğunluğunu azaltmak da uyku hormonunun artmasını sağlayarak çocuklarda uyku probleminin önüne geçmenize yardım edecektir. Bu uygulama ile loş ışık çocuğunuzun daha kolay uyumasına yardımcı olabilir. Eğer çocuğunuzun bulunduğu odada zaten loş bir ışık var ise (diğer odalardan, koridordan gelen ışık vb.) ilaveten ayarlanabilir ışık kullanmak gerekmeyebilir.

ÖYKÜLER ANLATIN
Çocuğunuzun uyku saatinden 90 dakika önce TV izlemesine veya iPad, cep telefonu gibi cihazlardan müzik dinlemesine izin vermeyin. Yani bebek uyutma videoları gibi arayışlarda bulunmayın. Bu cihazların güçlü ışıkları uyanıklığı arttırarak uyku üzerinde büyük olumsuz etkilere neden oluyor. Çocuğunuzun uyku hissini bozmadan hafif tonlarca anlatılacak bir masal gevşemesine ve uyumasına yardımcı olacaktır. Eğer çocuk değil de bebek ise ninni söyleyebilir yada bebekleri rahatlatan müzikler çalarak uyumalarına yardımcı olabilirsiniz.

AKŞAM YEMEĞİNDE BİR BARDAK SÜT VERİN
Çocuğunuza akşam yemeği ile birlikte meyve suyu yerine bir bardak süt verin. Tavuk, hindi ve fasulyenin yanı sıra sütte de triptofan adı verilen bir amino asit vardır ve bu aminoasit uykuya neden olan melatoninin yapılışında kullanır.

BEBEKLERİN KAFASINDAKİ KONAK NASIL GEÇER?

Bebeklerde konak, Bebeklerde konak ne zaman geçer?, Bebeklerin kafasındaki konak nasıl geçer?, GE, Konak belirtileri, Konak neden oluşur?, Saç derisinde pullanma, Yenidoğan konak,
BEBEKLERDE KONAK
Konak Nedir? Bebeklerde Konak Belirtileri ve Nedenleri Nelerdir?
Yeni doğan bebeklerin başında,saç derisinde pullanma olarak görülen konak endişe edilecek bir hastalık değildir. Anne ve babalar konak oluştuğu zaman bebeklerine iyi bakmadıklarını, temizliğini iyi yapmadıklarını düşünürler. Ama yenidoğan konak bakım eksikliği, yanlış temizlik gibi sebeplerle oluşmaz. Tıbben konak oluşumunun uzmanlar tarafında kabul görmüş nedeni hormonal faktörlerdir.

Öncelikle konak bebeklerin kafa derisinde kahverengi kabuklaşmanın olması ile görülür. Tıbben konağın oluşma nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler, alerjik yatkınlık, bebeğin anneden aldığı hormonlar, annenin beslenmesi gibi faktörler konak oluşumuna sebebiyet verebilmektedir. Bebeğin anneden almış olduğu hormonlar bebeğin yağ üreten bezlerinin aşırı derecede çalışmasına neden olabilmektedir. Bu da bebekte konak sorununu tetikleyebilmektedir.

Bebeklerde konak özellikle yağ bezlerinin aşırı çalışması ve yenidoğan bebeğin cildinde keratin tabakasının henüz gelişmemesi sonucu meydana gelir. Genellikle bu sorun bebek 3-6 aylık olduğunda ortadan kaybolur. Korkulacak bir durum olmadığı gibi konak kendi kendine de geçebilmektedir.Ayrıca bebeğe rahatsızlık ya da acı da vermez.

Sevgili ebeveynler bebeğinizde konak olup olmadığını kolaylıkla anlayabilirsiniz. Konak oluşmuş bir kafada saç derisine pullanma ve bununla birlikte deride pul pul döküntüler vardır. Bu döküntüler genellikle sarı ya da kahverengi görünümünde kepek gibidir. Buna ek olarak ciltte hafif kızarıklık vardır ve pul pul olmuş kısımda aşırı yağlanma da görülür.


Bebeklerde konak yaygın bir cilt sorunudur. Yenidoğan konak tıpta seboreik dermatit olarak da geçmektedir. Kafa derisinde oluşan bu kabuklaşma bazen alın bölgesine ve vücudun diğer bölümlerine de yayılabilir ve döküntüye yol açabilir. Ama genelde saçlı deride görülür. Bunun dışında bebeğin kulakları, kaşları, kirpikleri ve hatta koltuk altında bile görülebilir.

Bebeklerde Konak Ne Zaman Geçer?
Bu sorun genellikle bebekler bir kaç aylıkken ortaya çıkar ve en geç 2 yaşına yaklaşırken geçer. Çoğunlukla da 6 aya kadar veya 1 yaşına kadar kendiliğinden geçmiş olur. Genelde bebeği rahatsız eden bir durumu yoktur.
Eğer bebeğiniz konaktan dolayı kendini huzursuz hissediyorsa, kafa derisinden sıvı geliyorsa ve bu 5 güne kadar geçmiyorsa bu durumda hekiminizi arayıp danışmanız gerekir.

Bebekte Konak Sorunu İyileşmezse Ne Yapmak Gerekir?
Eğer bebeğinizdeki konak geçmiyorsa kafasında oluşan bir enfeksiyon durumu veya mantar olabilir. Eğer enfeksiyon durumu varsa ve konaklı yerlerde sıvı oluşumu gözleniyorsa hekime göstermeniz gerekir. Bu tür durumlarda da genellikle hekim tarafından bir krem önerilir. Özellikle kafasında ve vücudunda konak oluşumu olan bebeklerin bulunduğu ortamın da çok sıcak olmaması gerekir.
Bebeğinizde konak oluştuğunda aşağıdaki durumlar söz konusu ise bebeğinizi hekime gösterebilirsiniz.
  • Eğer bebeğinizde ilk kez konak sorunu ile karşılaşıyorsanız, bu durumda ilk olarak bebeğinizi hekime göstermeniz daha doğru olacaktır.
  • Konak sorununa yol açan enfeksiyon bebeğinizin saçlarında değil de başka bir yerinde ise,
  • Evde uyguladığınız konak tedavileri işe yaramadıysa ,
  • Deri döküntüleri geçmezse, daha da kötüleşirse ve vücudun diğer yerlerine dağılırsa,
  • Deri döküntülerinin bebeğinizde saç dökülmelerine ve kaşıntıya neden olması,
  • Bebeğin kafa derisinde veya konak oluşan bölgede enfeksiyonun ilerleyerek kızarıklık ve irin türü akıntıya neden olması,
  • Bebeğinizin bağışıklık sistemi zayıfsa,
  • Yaşanan enfeksiyonel durum bebeğinizin kilo almasını engelliyor veya yavaşlatıyorsa bu durumlarda doktorunuza danışmanızda fayda vardır.

Bebeklerin Kafasındaki Konak Nasıl Geçer?
Yenidoğan konak vakalarının çoğu için herhangi bir tedavi gerekmemektedir. Çoğu kendiliğinden geçmektedir. Ancak bir anne olarak siz de bebeğinizin kafa derisinde oluşan konak benzeri deri döküntülerini kolaylıkla temizleyebilirsiniz. Bunun için de öncelikle bebeğinizin saçlarını günde 1 defa şampuanla yıkayarak ve yıkama esnasında parmaklarınızla nazikçe masaj yaparak kafasındaki deri döküntülerini temizleyebilirsiniz. Yıkarken de yumuşak bir tarak veya fırça kullanmaya özen gösterin. Bu kafasını temizlemenizi kolaylaştırır.
Eğer bebeğinizin kafasındaki konağı temizlerken zorlanıyorsanız veya kolay gitmiyorsa az miktarda mineral yağı kullanabilirsiniz. Ancak zeytinyağı kullanmaktan kaçınmalısınız. Ardından yıkama sonrasında temiz yumuşak bir fırçayla bebeğinizin saçlarını tarayarak kafasındaki deri döküntülerini temizleyebilirsiniz.

Bebeğinizin saçlarını düzenli olarak şampuanlamanız fayda etmediyse bebeğinizin hekimine danışmanızda fayda vardır. Hekiminiz size reçetesiz bir ilaç veya kepek şampuanı verebilir. Aslında bu şampuanlar kepek ve konak gibi sorunlar için özel olarak yapılmıştır ve içlerinde salisilik asit, kömür katranı,çinko,selenyum ve ketokonazol gibi maddeler bulunur. Bu maddeler de bebeğinizin kafasındaki deri döküntülerini tedavi etmeye yardımcı olmaktadır. Günümüzde bu şampuanların daha güçlü formlar da vardır  ama bunlar reçeteli olarak verilmektedir. Bebeğinizde oluşan bu konak sorunu  bir defa gittikten sonra tekrar çıkabilir bu ihtimali de vardır. Bu sebeple zaman zaman bebeğinizin saç derisini ve saçlarını kontrol etmenizde fayda vardır.


Bebeklerde Konak Nasıl Temizlenir?
Bebeğin cildinin konaktan temizlenmesi için yapılacaklar:
  • Bebeğinizi yıkamadan önce ısıtılmış olan zeytinyağı ile başını ovun ve yarım saat boyunca  bebeğinizin başında zeytinyağını bekletin.
  • Zeytinyağı sayesinde bebeğinizin saç derisi yumuşayacaktır. Ardından bebek tarağı ile saçlarını yavaşça tarayın ve pulların dökülmesini sağlayın. Sonrasında bebeğinizin banyosunu yaptırabilirsiniz.
  • Konak için zeytinyağı yerine bebe yağı da kullanabilirsiniz.
  • Bu konuda bir başka yöntem de karbonat ve zeytinyağı ya da karbonatlı su karışımıdır. Bebeğinizin başına bu karışımı sürün ve yukarıda anlatılan işlemleri yapın.
  • İlk uygulamadan sonra konağın hemen ortadan kaybolmasını beklemeyin. Bu uygulamalardan yapılan birkaç tekrarda bebekte oluşan konak ancak temizlenecektir.
  • İsterseniz konak temizliği için kullanılan şampuanları temin ederek de bebeğinizin derisini konaktan arındırabilirsiniz.
  • Banyo esnasında bebeğinizin kafa derisini yumuşatmadan konak temizliği yapmayın. Eğer direk konakları temizlemeye kalkarsanız yapacağınız bu hareket zaten hassas olan kafa derisine daha çok zarar verecek ve bebeğinizin canını yakacaktır.
  • Kafada pul pul olmuş deriyi kesinlikle kazımayın.
  • Bebeğinizin saçında tarak kullanırken yavaş hareket edin. Bunun için bebek tarağı ya da yumuşak bir fırça kullanmaya özen gösterin.
  • Konak geçene kadar bebeğinizi her gün rahatlıkla yıkayabilirsiniz. Eğer pullanma azalırsa ya da konak temizlenirse banyo sayısını haftada 2-3 sefere düşürebilirsiniz.
  • Özellikle konak önleyici şampuanları kullanmaya özen gösterin. Bunun için de doktorunuza danışmayı unutmayın.

Bebeklerde Konak İçin Evde Uygulayabileceğiniz Doğal Tedaviler
Bebeğinizdeki konak sorununun tedavisi için evde aşağıdaki doğal çözümleri uygulamayı deneyebilirsiniz.
  • Bebeğin kafa derisindeki kabuklar bebek yağıyla ovularak yumuşatılabilir. Yumuşattıktan sonra da bebek yağı kafada en fazla 24 saate kadar bekletilmelidir. Sonra yine arkaya doğru ovma yaparak yumuşayan kabuklar kabartın. Kabaran bu kabukları bol suyla yıkayarak tamamen deriden atabilirsiniz.
  • Öncelikle konağın iyileşmesi için konak görülen yerlerin sık sık yıkanması ve bebeğe banyo yaptırılması gerekir.
  • Bebeğinizin saçlarını bol bol şampuanlayın. Çünkü şampuanlama bebeklerdeki konak sorununun çözümünde en etkili yoldur. Kafasını düzenli ve iyi bir şekilde şampuanladığınızda bebeğinizin saçlarındaki döküntüleri iyi temizleyebilir ve yok edebilirsiniz.
  • Konak için hindistan cevizi yağı da kullanabilirsiniz. Bebeğiniz saçlarına gece vakti biraz hindistan cevizi yağı dökün ve sabah bebeğinizin saç fırçasıyla tarayarak kafasındaki deri döküntülerini atın.
  • Bebeğinizin saçlarındaki deri döküntülerini daha etkin temizlemek için ince dişli bir tarak kullanmalısınız. Ancak bunu kullanırken beraberinde biraz da yağ kullanın. Ancak bu şekilde kafasındaki deri döküntülerini daha kolay ve hızlı söküp atabilirsiniz.
  • Ayrıca bu rahatsızlık için shea yağı kullanabilirsiniz. Bebeğinizde oluşan konak sorunu için bir de shea yağını deneyebilirsiniz. Uygularken biraz shea yağını saçlarına döktükten sonra tarakla yavaşça tarayarak döküntüleri atın. Faydasını göreceksinizdir.

EMZİREN ANNELERDE KABIZLIK

Emziren annelerde kabızlık sorunu,kabızlığa anında çözüm ve kabızlığa iyi gelen çaylar.
EMZİREN ANNELERDE KABIZLIK NEDEN VE NASIL OLUŞUR?
Kabızlık sorunu normal hayatımızda sıkça karşılaştığımız bir sorun olsa da, gebelik süresince anne karnında gittikçe büyüyen bebeğin bağırsaklara baskı yapması sonucu özellikle son trimesterde de sıkça rastlanan bir problemdir.  Bağırsak hareketlerinin hızlanması ve normale dönmesi doğum sonrasında hayli zaman almaktadır. İster sezaryen olsun,ister normal doğum yapan anneler yorgunluk ve dışkılamada zorlanacaklarını düşündüklerinden dolayı bu ihtiyaçlarını erteleyebiliyorlar. Yapacağınız bu yanlış tutum kabızlık probleminin kronik hale gelmesine yol açar. Bu yüzden kabızlık problemi olan kadınlar, mutlaka her gün aynı saatte tuvalete oturmalıdırlar.

ANNELER DOĞUM SONRASI KABIZLIK İÇİN NASIL BESLENMELİ?
Sevgili anneler doğum sonrası yaşadığınız kabızlık sorununu önlemek için sizlere beslenmenizle ilgili bir kaç tavsiyem olacak. Bu maddeleri uygulamaya dikkate ederseniz bu sorunu yaşamazsınız ve yaşama ihtimalinizi an aza indirmiş olursunuz.


  • Kabızlık yaşanmasındaki en büyük etken yetersiz posa alımının olmasıdır. Bu sebeple posa içeriği yüksek olan gıdalara ağırlık vermelisiniz.
  • Öncelikle doğum öncesi bol su içme alışkanlığı kazanmış olmanız gerekir. Çünkü; bu alışkanlık bir hayli yoğun olacağınız lohusalık döneminde işinizi kolaylaştıracaktır.
  • Yediğiniz besinler lifli olsun. Elinizden geldiğince daha çok lifli gıdalar tüketin. Çünkü;beslenmenizdeki lif miktarını arttırmak, dışkının bağırsaklarınızda rahatça ilerlemesi için hayati önem taşır. Bunun için de yediğiniz meyve ve sebze miktarını kademeli olarak arttırabilirsiniz.
  • Doğum sonrası ilk günleri dinlenerek geçireceğinizden dolayı sindirim sisteminizi yormayacak gıdalarda beslenmeniz daha uygun olacaktır. Bu yüzden yağlı gıdalar, hamur işleri,kızartmalar, fast food ürünler ve abur cubur tarzı gıdalar, pirinç ve patates doğum sonrası ilk on gün tüketmemeniz gereken gıdalardır.
  • Yine bu dönmede tam tahıllı beslenmeye ağırlık vermelisiniz. Tam buğday ekmeği, bulgur, tam makarna, esmer pirinç tüketebileceğiniz tahıl grubundan ürünlerdir.
  • Kahvaltıda kahvaltılık karışık gevrekler yerine yulaf ezmesi tüketimini artırmalısınız. Eğer yulafı sade tüketemiyorsanız, kuru meyveler ve kuru yemişlerle beraber fırınlayarak kurabiye şeklinde de tüketebilirsiniz.
  • Öğün atlamayın . Ara öğünler sindirim sisteminizi çalıştıracağından mümkün olduğunca 5-6 öğün beslenmeye çalışın.
  • Günlük olarak 2 porsiyon sebze ve salata, 3 porsiyon meyve tüketmeye dikkat etmelisiniz.
  • Yediğiniz meyveler arasından elma, armut, ayva, şeftali gibi kabuğu ile yenilebilen meyveleri soymadan kabuğu ile tüketmelisiniz.
  • Yemeğe sindirim sisteminizi yormayacak şekilde çorba ile başlamalısınız.
  • Günlük olarak 2.5 -3 litre su içmeye özen göstermelisiniz. Şekersiz komposto,limonata, hoşaf, taze sıkılmış meyve suyu, ayran gibi içeceklerle, ıhlamur, rezene gibi bitki çayları tüketebilirsiniz.
  • Eğer gün içinde kendinizi iyi hissederseniz ev içerisinde gezinti ve yormayacak ufak işler yapmanız metabolizmanızı çalıştırmaya yardımcı olacaktır.
  • Bol bol egzersiz yapın. Evet,yanlış duymadınız. Egzersiz yapmak tuvalete çıkma sıklığınızı etkiler, bağırsaklarınızın çalışmasını sağlar. Örnek olarak tempolu yürüyüş yaparak hareketsizlikten kurtulabilir, bağırsaklarınızı canlandırabilirsiniz.
  • Lütfen bağırsağınızın sesini dinleyin. Tuvalete gittiğinizde aceleci davranmayın,bunu önlemek için dikkat dağıtan şeyleri göz ardı ederek sakince tuvaletinizi yapmaya çalışın.

KABIZLIĞA ANINDA ÇÖZÜM
Doğumdan sonra emziren annelerde kabızlık sorunu sıkça görülmektedir. Emziren anneler yaşadıkları o yoğun süreçte yaşadıkları bu sorundan daha kolay nasıl kurtulurlar bunu düşünürler. Bir çok rahatsızlık için yöntemler olduğu gibi kabızlığa anında çözüm yöntemleri de bulunmaktadır. Günümüzde bilinen farklı alternatifler kabızlığa anında çözüm sağlamakta, sıkıntılı kişiyi bir nebze rahatlatmaktadır. Kişiye farklı farklı etki gösteren bu ilaçlar reçetesiz olarak eczanelerde satılmaktadır. Ama emziren annelerin mutlaka doktoruna danışıp bu tür ilaçları kullanması gerekmektedir.

  • Bağırsak uyarıcıları: Bu etken maddenin bulunduğu ilaçlar bağırsaklarınızın uyarılarak hareket etmesini sağlar.
  • Lif takviyeleri: Bir çok ilaçta bulunan lif içerikli takviyeler bağırsaklarda daha kolay ilerleyen dışkı oluşumunu sağlar.
  • Osmotikler: Yine osmotik ilaçlar da bağırsaklara daha çok sıvı gitmesini sağlayarak tuvalete çıkmayı kolaylaştırır.
  • Kayganlaştırıcılar: Genellikle kabızlık gibi sorunlarda kullanılan mineral yağı gibi bazı kayganlaştırıcı ilaçlar dışkının bağırsakta daha rahat ilerlemesini sağlar.

Kabızlığa İyi Gelen Çaylar
Emziren annelerin yine doktoruna danışarak rahatlıkla içebileceği en iyi 5 çayı önereceğim. Kabızlığa iyi gelen çayların sadece kabızlık için değil sizin ve bebeğiniz için bir çok olumlu etkisi bulunmaktadır. Bu tür çayların çoğunu aktarlardan ve eczanelerden temin edebilirsiniz.


1. Sinameki Çayı
Sinameki yaprakları bağırsaklarınızın antrakinon olarak bilinen ve kas duvarlarını uyaran maddeler içerir. Bu içerik, işlerin ilerlemesine ve atıkların dışarı atılmasına yardımcı olur. Ölçülü bir şekilde tüketilirse kabızlığı kontrol altına alabilecek güçlü ve etkili bir müshildir.
Bununla beraber, bağırsak florasını azaltabilme ihtimalinden dolayı, yalnızca zaman zaman ve minimum dozlarda alınması gerekir.
Malzemeler
1 su bardağı su (250 ml)
1 çay kaşığı sinameki yaprağı (5 g)
Hazırlanışı
Bir bardak suyu kaynattıktan sonra ocaktan alın. Ardından bir çay kaşığı kadar sinameki yaprağını üstüne ekleyin. Çayın demlenmesi için bir kaç dakika bekletin ve süzün.
Nasıl Tüketilir?
Haftada en fazla 3 defa olmak üzere günde bir bardak sinameki çayı içebilirsiniz.

2. Rezene çayı
Rezene tohumları, yüzlerce yıldır doğal ve güvenilir bir destek bileşen olarak kullanılmaktadır. Rezene tohumlarının başlıca faydası kolonun temizlenmesini desteklemesidir. Ayrıca anti-enflamatuvar özellikleri, bağırsak rahatsızlıklarının azalmasına yardımcı olurken, bağırsağın tekrar çalışmasına yardımcı olur.
Malzemeler
1 tatlı kaşığı rezene tohumu (5 g)
1 su bardağı su (250 ml)
Hazırlanışı
Önce tohumları ezin ve su kaynadıktan sonra rezene tozunu sıcak suya ekleyin.
10-15 dakika kadar dinlendirdikten sonra tüketebilirsiniz.
Nasıl Tüketilir?
Kabızlık hafifleyene kadar günde 2 bardak rezene çayı içebilirsiniz.

3.Isırgan otu çayı
Isırgan otu kabızlık için en iyi çaylardan biridir. Isırgan kabızlık ve ağrı tedavisinde anti-enflamatuvar ve müshil özelliklerine sahip olan bir bitkidir. Faydaları arasında bağırsak hareketlerini iyileştirme ve atıkların dışarı atılması bulunur.
Malzemeler
1 su bardağı su (250 ml)
1 çorba kaşığı taze ısırgan otu (yaklaşık 10 g)
Hazırlanışı
Önce taze ısırgan otunu bir bardak kaynar suya ilave edin ve biraz soğuyana kadar bekletin. Dibe çöktükten sonra suyunu bardağa süzüp içebilirsiniz.
Nasıl Tüketilir?
Tercihen aç karnına ve yanında başka bir şey tüketmeden, haftada 2 ya da 3 defa ısırgan otu çayı içebilirsiniz.

4. Keten tohumu çayı
Doğal keten tohumu, kabızlık ve diğer sindirim problemleri için yine en popüler çaylardan biridir. Çünkü keten, bakteri florasını etkilemeksizin atıkların ortadan kaldırılmasına yardımcı olan anti-enflamatuar ve laksatif maddeler içermektedir.
Malzemeler
1 çorba kaşığı keten tohumu (10 gr)
1 su bardağı su (250 ml)
Hazırlanışı
Önce bir bardak su ısıtın ve kaynadıktan sonra tohumları ekleyin.
Ardından üzerini kapatın ve soğuyana kadar oda sıcaklığında bekletin.
Sonra süzüp bardağa alabilirsiniz.
Nasıl Tüketilir?
Tercihen sabah ilk olarak bir bardak keten tohumu çayı için. Eğer isterseniz öğleden sonra tekrar bir bardak içebilirsiniz.
Haftada en az 3 kez içmeniz önerilir.

5.Kişniş çayı
Kişniş, yine kabızlık için en iyi çaylardan biridir. Etkileri arasında kabız olmaktan kaynaklanan iltihap ve gaz konusunda yardımcı olmak vardır. Ayrıca bu çay tüketimi bağırsak hareketliliğini uyarır ve kalın bağırsaktaki atıklardan kurtulmanıza yardımcı olur.
Malzemeler
1 yemek kaşığı kişniş yaprağı (10 g)
1 su bardağı su (250 ml)
Hazırlanışı
Önce bir çorba kaşığı kadar kişniş yaprağını bir bardak kaynar suya ilave edin. Sonra
kapağını kapatın ve dayanılabilir bir sıcaklığa ulaşana kadar bekletin. Ardından süzüp ve servis yapabilirsiniz.
Nasıl Tüketilir?
Tercihen günde 2 bardak kişniş çayı içmeniz önerilir.
Probleminiz geçene kadar her gün tekrarlamanız gerekir.

BEBEKLERDE AĞIZ KOKUSU

Bebeklerde ağız kokusu neden olur ve nasıl geçer?
BEBEKLERDE AĞIZ KOKUSU NEDEN OLUR?
Genellikle bebeklerde ağız kokusu, yaygın olarak görülen,çoğu zaman normal karşılanan ve çok önemsenmeyen durumlar arasında yer almaktadır. Bunun dışında sağlık açısından bebeklerde görülen ağız kokusu birtakım hastalıkların habercisi olabileceği gibi, çok ciddi olmayan bazı gerekçelere bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Eğer bebeğinizde gözlemlediğiniz bu türden bir şikayetiniz varsa endişeye kapılmadan sebebini araştırmalı veya gerekli önlemleri almalısınız.

Bebeklerde ilk doğduğu andan itibaren rastlanan ağız kokusu çok farklı sebeplerden kaynaklanıyor olabilir. Bunların başında gelen nedenlerden biri de; minik bedenlere sahip olan çocukların mide ve ağızlarının birbirine çok yakın olmasıdır. Bunun yanı sıra genellikle 6. aydan itibaren başlayan diş çıkarma evreleri de dönem dönem ağız kokusu yapabilmektedir.  Ayrıca yetişkinlerde olduğu gibi bebeklerde de yeterli ağız bakımının yapılmadığı, ağız içi hijyeninin tam anlamıyla sağlanamadığı durumlarda ağız kokusu sorunu yine ortaya çıkabilir. Bildiğiniz gibi ağız içinde yemek artıklarının birikmesi ve zamanla bozulmaya uğraması kötü bir kokunun oluşmasına neden olmaktadır. Yine bebeklerin yetişkinlere benzer biçimde uzun süre aç kalması ağızda kokuyla sonuçlanır. Özellikle de sık kusan bebeklerde ağızda kusmuk kalması da bir diğer sebeplerden biridir.

Ayrıca bebeklerde ağız kokusu, sıklıkla olmasa da böbrek, idrar yolları, gastrit, ülser ya da şekerle ilgili bazı hastalıkların habercisi de olabilir. Genellikle sıklıkla görülen geniz eti rahatsızlıkları çocuğunuzu ağızdan nefes almaya zorladığından koku oluşumuna sebep olan bir diğer neden olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında geniz akıntılarının da aynı sonucu doğurması mümkün olan diğer nedenlerdendir.


BEBEKLERDE AĞIZ KOKUSU NASIL GEÇER?
Sevgili ebeveynler öncelikle bebeğinizde ortaya çıkan ağız kokusunu gidermek için bu kokunun nereden kaynaklandığını teşhis etmeniz gerekmektedir. Eğer sorunun, yukarıda saydığımız açlık, ağız temizliği eksikliği gibi basit sebeplere bağlı olduğunu düşünmüyorsanız o zaman mutlaka bir uzman hekimden destek almanız gerekmektedir.

Ayrıca bebeğinizde süreklilik arz eden, ne yaparsanız yapın geçmek bilmeyen ağız kokuları için hekiminize başvurun. Hekim tarafından sorunun kaynağı tespit edildikten sonra gerekli tedavi yöntemini uygulayarak bu problemi ortadan kaldırabilirsiniz.

Bebeklerde Ağız Kokusu Olmaması İçin Alınabilecek Önlemler
Bebeklerde ağız kokusunu gidermek için alabileceğiniz birtakım önlemler bulunmaktadır. Bunların en  başında gelen ağız bakımını ihmal etmemeniz gerekir. Eğer çocuğunuzun yaşı uygunsa ve çocuğunuzun dişlerini fırçalayamıyorsanız bile günde en az bir ya da iki defa ağzını suyla çalkalamaya çalışın.

Ayrıca ev yapımı yoğurt da bebeğin(ek gıdaya geçen bebekler için ) ağız kokusunu gidermek için etkili bir yöntem olarak bilinmektedir. Bebeğinizin yeterince su içtiğinden emin olun. Bildiğiniz gibi az su içmek kimi zaman ağız kokusuyla sonuçlanabilir.

Ek olarak bebeğinizin yaşı uygunsa ağız kokusunu yok etmek için bebek ağız bakım ürünlerinden de faydalanabilirsiniz. Fakat bu türden ürünleri kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

SÜT KANALI TIKANIKLIĞI NASIL AÇILIR?

Süt kanalı tıkanıklığı neden olur ve nasıl açılır?
SÜT KANALI TIKANIKLIĞI NEDEN OLUR?
Sevgili anneler tıkalı süt kanalları problemi bir ya da birden fazla süt kanalı tıkandığında oluşmaktadır. Bu durum genellikle, göğsün basınca maruz kalması (örneğin sütyendeki destek telinden) ya da emzirme esnasında sütün tamamen boşalmaması nedeniyle meydana gelebilmektedir. Eğer sizin göğüslerinizden birinde süt kanalınız tıkanırsa genellikle belirti olarak göğsünüz sıcak ve ağrılı bir hale gelir. Ayrıca üzerinde de kızarıklıklar görebilirsiniz. Bununla birlikte süt kanalının tıkandığı bölgede bir sertlik de oluşabilir. Kendinizi bu süreçte grip olmuş gibi hasta ve ateşli hissedebilirsiniz.

Genellikle tıkalı süt kanalı, emziren anne göğsünde ağrı ,yine göğüste pütürlü ve dolu görünümlü olabilen kırmızı bir bölge olarak ortaya çıkar. Sütün çıkışı sırasında da ağrı yapabilmektedir. Bu durum süt üretiminin her hangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Tedavi edilmeyen tıkalı kanallar ise göğüs iltihabına (Mastit) neden olabileceğinden, hemen tedaviye başlanması gerekmektedir.

Göğüs İltihabı (Mastit)
Tıpta mastit göğüs dokusunun iltihaplanmasına verilen bir addır. Bu rahatsızlıkla birlikte bazen enfeksiyon olabilir. Belirti olarak göğüsün tümü veya bir kısmı kırmızı renkte, şişkin, sıcak ve ağrılı olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca göğüs derisi parlak olabilir ve üzerinde kırmızı çizgiler bulunabilir.

Eğer tıkalı süt kanallarınız açılmazsa, meme uçlarınız çatlamışsa ve ateşiniz 12 saatten uzun bir süredir devam ediyorsa, göğüslerinizde iltihap gelişiyor olabilir. Böyle bir durumda yardım ve tavsiyeler için hemen doktorunuzla iletişime geçmelisiniz. Mastitde enfeksiyonun temizlenmesi için, bazen antibiyotikler gerekli olabilir. Fakat emzirmeyi bırakmanıza da gerek yoktur.

Bu rahatsızlıkla birlikte sütünüz kan veya sarı renkte bir iltihap taşıyabilir. Ayrıca ateşlenebilir ve grip benzeri belirtiler taşıyabilirsiniz. Bu bebeğinizi sütten kesmenize sebep değildir. Unutmayın tedavi edilmeyen mastitler göğüs apsesi'ne neden olabilir.


Mastit (Mastitis) Nasıl Önlenir?
Bu rahatsızlığa yakalanmamanız için sizlere bir kaç tavsiyem olacak sevgili anneler. Ama sahipseniz aşağıda sizinle paylaşacağım maddeleri uygulayın. Yine faydasını göreceksiniz.

Yapılması gerekenler:
  • Öncelikle mastite yakalandıysanız tedaviye derhal başlayın.
  • Tıkanmış süt kanalları için yukarıda verdiğim tavsiyeleri yapmaya devam edin.
  • Eğer sizin için de mümkünse, bebeğinizi de yanınıza alarak yatağınıza gidin ve dinlenin.
  • Göğsünüzü sürekli boşaltmak için sık sık emzirin. Unutmayın rahatsız olsanız da sütünüz bebeğiniz için her zaman güvenlidir.
  • Bebeğiniz sütünüzü emmeye ilk başladığında daha kuvvetli emeceği için, emzirmeye ilk olarak problemli taraftan başlayın.
  • Elle veya pompa yardımıyla sütünüzü sağarak göğsünüzün tamamen boşalmasını sağlayın.
  • Eğer gerek duyuyorsanız, ağrı giderici için doktorunuza başvurun.
  • Gün içinde acele ile yapılan ve yarıda kalan emzirmelerden sakının.
  • Göğüslerinizin aşırı şekilde dolmasına asla izin vermeyin.
  • Ayrıca sıkı sutyen, elbise giyiyorsanız daha rahat kıyafetler seçin.Yüzükoyun uyumak gibi göğüsleriniz üzerinde baskı yapacak şeylerden kaçının.
  • Genel sağlığınıza önem verin ve stresinizi elinizden geldiğince en aza indirmeye çalışın.
Unutmayın ,en başta gelen ve önemli olan bu rahatsızlıkta tedaviye hemen başlamanızdır. Ayrıca
tıkanmış süt kanalını 12 saat içerisinde temizleyemezseniz veya ateşiniz çıkarsa,kendinizi kötü hissederseniz ya da iltihaplanma daha kötü bir hal alırsa hemen doktorunuza başvurun.

SÜT KANALI TIKANIKLIĞI NASIL AÇILIR?
Emziren Anne Göğsünde Ağrı,Ateş Ve Hassasiyet
Sevgili anneler eğer göğsünüzde aşırı duyarlılık ,ağrı hissederseniz ve özellikle de ateşiniz varsa, hemen doktorunuzla iletişime geçiniz. Doktorunuza gidene kadar da acıyı hafifletecek ve ateşinizi düşürecek bir şey alın ve size acı verse dahi bebeğinizi emzirmeye devam edin. Unutmayın tıkalı süt kanallarının tek gerçek tedavisi bebeğinizdir. Bunun dışında siz emziren annelere bir kaç önerim daha olacak. Eğer bunları uygularsanız kolaylıkla bu sorundan kurtulur veya hiç yakalanmazsınız:
  • Bebeğinizi tercihen her iki saatte bir olmak üzere emzirmeye devam edin. Ayrıca hassaslaşan göğsünüzün boşaltılmasına yardım etmek için bebeğinizi uyandırmanız gerekebilir. Bebeğinizin uykusu bölünse de, şu an için bunun en iyi tedavisi budur.
  • Lütfen mümkün olduğu kadar hassaslaşan göğsünüzle emzirin (bir iki gün boyunca emzirmeye bu rahatsız olan göğsünüzle başlamanız iyi bir fikir olabilir). Eğer bebeğiniz meme ucunuzu kavramakta zorlanıyorsa, meme ucu çevresini yumuşatmak ve kavramasını kolaylaştırmak için emzirmeye bir miktar elle sağarak başlayabilirsiniz.
  • Ağrılı olan göğsü emzirmek vasıtasıyla mümkün olduğunca boş tutun. Çünkü bir çok tıkalı süt kanalı bebeğin emmesiyle açılmaktadır. Özellikle bebeğiniz emmeye ilk başladığında daha kuvvetli emeceği için emzirmeye ilk olarak problemli taraftan başlayın. Bir de diğer göğsünüzde şişlik ve tıkanma olup olmadığını devamlı kontrol edin.
  • Bu rahatsızlıkta masaj son derece faydalıdır. Özellikle emzirme sırasında ve sonrasında şiş bölgeye göğüs ucuna doğru nazikçe fakat kuvvetlice masaj yapın.
  • Ayrıca göğsünüzü boşaltmaya yardımcı olması için emzirme pozisyonunuzu da değiştirebilirsiniz.
  • Emzirirken bebeğinizin çenesini problemli bölgeye doğru yönelterek o bölgeye en etkili emmenin olmasını sağlayın.
  • Emzirmeden önce ağrılı olan bölgeye ısı uygulamanızda fayda vardır.
  • Emzirmeden sonra da göğsünüze uygulayacağınız buz torbası ile ağrılarınızın azalmasına yardımcı olabilirsiniz
  • Elinizden geldiğince çok istirahat etmeye çalışınız.
  • Eğer emzirmek çok acı veriyorsa veya bebeğiniz emmiyorsa elle veya pompayla sütünüzü sağabilirsiniz.
  • Giydiğiniz kıyafetlere dikkat edin. Giydiğiniz sütyenin göğsünüze basınç uygulanmadığından ve cildinizde iz bırakmayan gevşek bir sütyen olduğundan emin olun.
  • Özellikle sıcak iyileşmeye yardım etmektedir. Problemli olan bölgeye ılık su torbası uygulayabilirsiniz(fakat bastırmayın). Ayrıca ılık duş altındayken göğsünüzdeki hassasiyetin azaldığını ve ağrının hafiflediğini görebilirsiniz.
  • Bebeğinizi beslerken elinizi özellikle tıkalı süt kanalının etrafına koyun ve sabit basınç uygulayın. Ayrıca emzirirken göğüs ucunuza dairesel hareketlerde masaj yapmak da size yardımcı olacaktır.
  • Lütfen bol bol uyuyun ve bu bölgeyi sıcak tutun (özellikle de göğüslerinizi sıcak tutun). Bol su için, huzurlu olduğunuzdan ve dinlendiğinizden emin olun. Sonuç olarak kendinize çok iyi bakın. Çünkü;siz bebeğinizin besin görevini yürütmektesiniz.
  • Eğer bebeğiniz yeterince süt ememiyorsa, tekrar yumuşayana dek etkilenen göğsünüzü elle sağın ya da bir süt pompası kullanın. Süt üretiminizi arttırabileceğinden, çok fazla pompalamayın.

Sevgili anneler,tıkalı süt kanallarını tedavi etmek sabır ister. Ancak bu rahatsızlıkta genellikle en erken 2 saat içerisinde kendinizi daha iyi hissetmeye başlayacaksınız. Sakin olun bunları uygulayın. Yakında ateşiniz düşecek ve göğsünüz giderek daha az kırmızı ve daha az ağrılı hale gelecektir. Bu uygulamaları göğsünüz tamamen iyileşene dek uygulamaya devam edin. Bu rahatsızlık bir kaç gün devam edebilir ve tabi ki en önemli şey, iyileşmeye devam etmenizdir.
Eğer tıkalı süt kanalları rahatsızlığınız 48 saatten uzun sürerse, terapötik ultrason genelde sorunu çözer. Bu konuda fizyoloğa  ya da doktorunuza danışabilirsiniz.

ANNE SÜTÜNÜ ARTTIRMANIN YOLLARI

Çocuk emziren kadınlar, Süt yapan yiyecekler, Emziren anne, Emziren anne ne yemeli, Gece emzirmesi, Anne sütünü arttırma, anne sutunu artiran yiyecekler kadinlarkulubu, Kadınlar kulübü, GB,
Maalesef ülkemizde çocuk emziren kadınlar beslenmelerine ve emzirme sürelerine pek dikkat etmiyorlar. Halbuki emziren anne eğer beslenmesine ve emzirme aralığına dikkat etmezse çocuğunun geleceğini ciddi şekilde etkileyebilir çünkü bu durum bebeğin gelişimini değiştirmektedir.

Bebeğinizi beslediğiniz anne sütüyle ilgili ne kadar bilginiz var?
Biliyor muydunuz emzirme günde 500 kalori yakmanızı sağlayabilir. Aynı zamanda anne sütünde yüzde 80-90 arasında su bulunduğu için fazla su içmenin sütünüzün artmasına yardımcı olması şaşırtıcı değildir. Yine de anne sütünün kalitesini ve miktarını arttırmaya yardımcı olmak için beslenmenize ekleyebileceğiniz diğer bazı önemli bileşenler vardır:

STRES GİDERİCİ GIDALAR TÜKETİN
Stres ve anksiyetenin anne sütünün akışını yavaşlattığı kanıtlanmıştır bu yüzden sakin olmaya çalışmak size de bebeğinize de çok şey kazandırır. Anksiyete karşıtı maddeler yönüyle zengin yiyecekler yemek, mutluluğu tetikleyen nörotransmiterlerin salınımını tetiklemeye yardımcı olur ve daha sakin ve az stresli hissetmenize yardımcı olur, böylece sütünüz de artar.

Emziren anne ıspanak yiyebilir mi? sorusunun cevabı işte tam da burada yatmaktadır.
Kendinizi bunalmış hissediyorsanız sinirlerinizi yatıştırmak için ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebze alımınızı artırmanın zamanı geldi demektir. Ispanak tüketmek sizi sakinleştirecek ve böylece süt miktarınızda artış olacaktır.


BESLENMENİZE FARKLI TATLARA SAHİP GIDALAR EKLEYİN
Yapılan çalışmalar bazı tatların bebeğinizin beslenme süresini uzatacağını göstermektedir. Fark yarattığı kanıtlanmış lezzetlerden biri sarımsaktır, bu yüzden beslenmenize sarımsak ekleyin ve yeni sütünüzün bebeğinizin de hoşuna gidip gitmediğine bakın (Daha önceki makalemizde de anlattığımız gibi anne sütünün tadı yediğiniz yemeklere, beslenme şeklinize göre değişir). Eğer sarımsakla beslendikten sonra bebeğiniz sütünüzü sevmezse sarımsağı beslenmenizden geri çıkarın.

SU İÇİN
Sütünüzün % 80-90'lık kısmı su olduğundan fazla su içmek süt miktarınızı arttırmak için önemlidir. Uzmanlar emziren anneler için daha fazla su içmeleri gerektiğini ısrarla söylüyor ve örnek olarak günde ortalama 1,5 litre su içen bir kadının emzirmeye başladığında ek olarak 800 ml daha su içmesi gerektiğini söylüyor (Ya da bu hesaplarla uğraşamam derseniz günde toplam 2,5-3 litre su içmeye dikkat etmeniz gerek). Bebeğinizi beslerken vücudunuz oksitosin hormonunu serbest bırakarak susuzluğu hatırlamanıza yardımcı olur böylece susamış hissedersiniz, fakat eğer bu hissi çok yaşamazsanız bile siz yine de ne kadar su içtiğinize dikkat etmeyi unutmayın.

KALSİYUM ALIMINIZI ARTTIRIN
Doğum yaptıktan sonra kanamanızın yeniden başlamasına ilişkin net bir kural yoktur, bazı kadınlar için tekrar adet olma süresi bir ayken bazıları için bir yıla kadar zaman aldığı bile görülebilmektedir. Adet döngünüz yeniden başladığında bu dönemin ilk birkaç günü sütünüzün yeniden oluşmasında biraz düşüş yaşayabilirsiniz. Yumurtlama zamanından adetinizin üçüncü gününe kadar kalsiyum ve magnezyum alımınızı arttırmanın süt azalmasının önüne geçtiği düşünülmektedir.

UYKUYA NEDEN OLAN YİYECEKLERDEN TÜKETİN
Beş ile altı ay arasında bebeklerin% 64'ü en az bir kez yeniden emmek için uyanır. Bu durum vücudunuzun saatini değiştirip anne sütü hormonlarını kargaşaya sokabilir. Vücudunuz geceleri daha fazla süt oluşmasını sağlayan prolaktin üretir ancak uyanıksanız ve gece bebeğinizi beslerseniz bu durum süt oluşumunuzu azaltabilir yani mümkün olduğunca bebeğinizi belli saatlerde emmeye alıştırmak, emmesini bir düzene sokmak böylece gece emzirmesinden mümkün olduğu ölçüde uzak durmak daha iyi bir tercihtir.

Sütünüzün akmasını sağlamak için gün boyunca uykuya dalmanıza öncelik vermeniz ve dinlenmenize yardımcı olması için uykuya teşvik edici yiyecekleri beslenmenize dahil etmeniz önemlidir. Muz ve yulaf doğal ve rahatlatıcı maddelerdir çünkü uykuya neden olan nörotransmiter melatoninin öncüsü olan amino asit triptofanı içerirler.

UFAK ÖĞÜNLER VE ATIŞTIRMALIKLAR YİYİN
Vücudunuz emzirirken çok fazla enerji harcar ve bir sonraki emzirmede yeterli süt üretmek ekstra kaloriye ihtiyaç duyar. Çok az ve sık yemek vücudunuzu hazır tutmanıza yardımcı olabilir ve bu da bebeğiniz için süt yapım sürecini en üst düzeye çıkaracak sabit bir besin kaynağı sağlar.

RENKLERE ODAKLANIN
Daha önce hiç gerçekten endişelenmemiş olsanız bile vitaminlere odaklanmanın tam zamanı. Bebeğinizin gelişiminin iyi tamamlanmasına yardımcı olması için alabileceğiniz tüm vitamin ve besinlere ihtiyaç duyar. Ona ihtiyacı olan her şeyi verdiğinizden emin olmanın en iyi yolu bol miktarda meyve ve her renk sebzeden yediğinizden emin olmaktır.

PROBİYOTİKLERLE GÜÇLENDİRİN
Emziren anne ne yemeli? Sorusunun en önemli cevabı "probiyotik"lerde gizlidir. Emzirme konusunda probiyotiklerin (sindirim sisteminizi yönlendiren iyi bakteri) adeta bir "anahtar" olduğunu biliyor muydunuz? Doğal yoğurt ve mayalanmış yiyeceklerin hepsi iyi birer probiyotik kaynağıdır. Ayrıca yulaf, kuşkonmaz ve muz gibi bu iyi bakterileri besleyen prebiyotikler açısından zengin yiyecekler yemek de iyi bir fikirdir.

İYİ YAĞ ASİTLERİ BULUNDURAN GIDALAR TÜKETİN
Araştırmalar iyi yağ asitleri açısından yüksek bir diyet uygulayan emziren annelerin bebeğin beyin gelişimi üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bu yüzden fındık ve tohum gibi iyi yağ asitleri içeren gıdalarla beslenin ve dolabınızı somon veya uskumru gibi yağlı balıklarla doldurun.

DÜŞÜK ÖNLEYİCİ İLAÇ VE DÜŞÜK ÖNLEYİCİ İĞNE

Düşük önleyici ilaç ve düşük önleyici iğne kullanımı,düşük belirtileri ve tedavisi.
DÜŞÜK ÖNLEYİCİ İLAÇ VE DÜŞÜK ÖNLEYİCİ İĞNE
Tıpta düşük, gestasyonun 20. haftasından önce klinik olarak kabul edilmiş bir gebelik kaybı olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) düşüğü, 500 g veya daha düşük ağırlığa sahip bir embriyo veya fetüsün atılması veya çıkartılması olarak tanımlamaktadır. Aslında “Embriyo” terimi gebeliğin 10. haftasında doğru terim olmasına rağmen, bu konuda “fetus” terimi kullanılmaktadır.

Düşük öyküsü olmayan kadınlarda düşükleri önlemede en önemli müdahalele prekonsepsiyonel ve prenatal danışmanlık ve bakımdır. Düşüklerde farmakolojik tedavinin (örn.Östrojen, vitaminler) etkili olduğu bulunmamıştır. Çoğu düşükler önlenebilir değildir, zira düşükler kromozomal anormallikler vakaların yaklaşık% 50’sini oluşturur.

Düşük için risk faktörleri şunları içerir:
Anne hastalığı (örneğin diyabet, tiroid hastalığı, trombofili) – Prekonseptik ve doğum öncesi bakım, hamilelik sırasında fetusa veya anneye düşük veya diğer olumsuz etkilere neden olabilecek koşullar için rutin tarama ve optimal hastalık yönetimini kapsamalıdır.

Düşükler belirli virüslerden de kaynaklanmaktadırlar. Özellikle; sitomegalovirüs, herpesvirüs, parvovirüs ve kızamıkçık virüsü, sporadik düşüklere veya tekrarlayan gebelik kaybına neden olabilmekte ve (örneğin kromozomal veya mendel anormallikleri, luteal faz defekti) kaynaklanabilmektedir. Diğer nedenler arasında ise immünolojik anormallikler, majör travma ve uterin anormallikler (örneğin miyom, yapışıklık) bulunur. Çoğu zaman bunların sebebini tespit etmek oldukça güçtür.

Düşük açısından risk grupları ise:
  • 35 ve üzeri yaş,
  • Düşük öyküsü,
  • Sigara kullanımı,
  • Bazı ilaçların kullanımı (örneğin uyuşturucu, alkol, yüksek doz kafein),
  • Annede kontrolsüz kronik hastalıklar (örn. Diyabet, hipertansiyon ve belirgin tiroid rahatsızlıkları),


Düşük Belirtileri Nelerdir?
Genellikle gebelerde görülen düşüklerin belirtileri ve semptomları ;
  • Kramp, 
  • Kanamalar en önemli düşük belirtisidir (kahverengi veya parlak kırmızı),
  • Vajinal akıntı ve lekelenmeler (pembemsi-kırmızı mukus),
  • Karın bölgesinde yaşanan ağrılar,
  • Ateş ve halsizlik,
  • Bulantı ve kusma,
  • Pelvik ağrı ,
  • Sırt ağrıları ,
  • Ağrı ve kanamanın birlikte olması düşük ihtimalini arttırır.
Geç düşük ise zarlar koptuğunda sıvı akışı ile başlayabilir. Bu durumda hemoraji nadiren büyüktür. Böyle bir durumda dilate serviks, kürtajın kaçınılmaz olduğunu gösterir. Eğer gebelik materyali spontan düşükten sonra uterusta kalırsa, bazen günlerce saatlerce geciktikten sonra vajinal kanama olabilir. Bunun yanı sıra ateş, ağrı ve bazen sepsise neden olan enfeksiyon gelişebilir.

Düşük Teşhisi Nasıl Konulur?
Anne adayında yaşanan düşük teşhisi muayene ve ultrason incelemesiyle konulmaktadır. Anne adayında görülen vajinal kanama acil değerlendirmeyi gerektirir. Önce doktor tarafından hastadan detaylı bir öykü alınarak gebelik yaşı hesap edilmeye çalışılır. Bununla birlikte ağrı ve parça düşme öyküsü araştırılır. Ek olarak kan basıncı ve nabız gibi hayati belirtileri kaydedildikten sonra muayene edilerek rahim içinden gelip gelmediği,kanamanın miktarı, rahim ağzında açıklık olup olmadığı ve vajina içinde gebeliğe ait parça bulunup bulunmadığı araştırılır. Daha sonra ultrason incelemesiyle bebeğe ait kalp atımlarının varlığı kontrol edilir. Doktor tarafından düşük tanısına ulaşıldıktan sonra hastanın durumuna göre kürtaj yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Düşüklerde kanama varlığında ayırıcı tanı çok önemlidir. Çünkü ;dış gebelik ve mol gebelik gibi anormal gebeliklerin varlığında da benzeri yakınma ve bulgular olabilmektedir. Bazı durumlarda tam olmayan düşük ya da kürtaj sonrası içeride kalan ufak parçaların atılmasını kolaylaştırmak ya da kanamayı azaltmak amacıyla rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilebilir.

Düşük Tedavisi Nasıldır?
Tıpta düşük tehdidi durumunda fazla tedavi alternatifi bulunmamaktadır. Hastanın yapacağı en uygun davranış aktivitelerini kısıtlamasıdır. Aktivite kısıtlamasının derecesi de kanamanın şiddetine göre değişmektedir.
Genellikle hafif koyu renkli kanama varlığında ağır fiziksel aktivite kısıtlaması yeterli olur. Bu gibi durumlarda anne adayının gününü genelde yatakta dinlenerek geçirmesi, eğer çalışıyorsa kanama tamamen kesilene kadar çalışmaya ara vermesi gerekmektedir. Ayrıca yemek yemek ve tuvalete gitmek dışında yataktan pek fazla çıkmaması uygun bir yaklaşım olacaktır.
Anne adayının kanamasının daha şiddetli olduğu durumlarda ise kesin yatak istirahati gereklidir. Böyle bir durumda gebenin hastaneye yatırılarak izlenmesi daha uygun olur. Gebe yemek yemek ve tuvalete gitmek için dahi yataktan çıkmamalıdır. Tüm ihtiyaçlarını yatakta gidermelidir.
Aslında gerçekçi olmak gerekirse düşük ile sonuçlanacak bir gebeliği herhangi bir tedavi ile devam ettirebilmek mümkün değildir. Sadece günümüzde tıpta sıkça kullanılan bir kaç hormon takviyesi vardır. Tıpta Sıkça Kullanılan Düşük Önleyici İlaç ve Düşük Önleyici İğneler Şunlardır:


ASPİRİN
Aspirin düşük tehdidi görülen gebelere sıkça verilen bir ilaçtır. Ama progesteron gibi düşüğü,yani  preeklempsiyi ve rahim içi gelişme geriliğini engellemek amacıyla gebe kadınlara rutin aspirin kullanmalarını önermeyi destekleyecek yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır.

PROGESTAN
Bu tedavi için en son söylenmesi gereken şeyi ilk başta söyleyelim. Progesteron hormonu düşüğü engellemez ! Bildiğiniz gibi progesteron yumurtlamadan hemen sonra yumurtalıklardan salgılanan ve rahimin içini döşeyen endometrium tabakasının desteklenmesini sağlayan bir hormondur. Eğer erken gebelikte yumurtalıktan bu hormonu salgılayan kısım (korpus luteum) çıkartılırsa gebelik düşük ile sonuçlanır. Ayrıca adet siklusunun ikinci yarısında progesteronun yetersiz salgılanması Luetal Faz yetmezliği olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu durumun tanısı ve tedavi gerektirip gerektirmediği konusunda şüpheler hala vardır ve bilimsel alanda fikir birliği sağlanamamıştır.
Genellikle günümüzde klinik çalışmalarımız sırasında hiçbir öyküsü ya da risk faktörü olmadığı halde hamilelere “düşük yapma ya da prekelempsi gelişmesin” diye aspirin ya da progestan başlandığına şahit olmaktayız. Bunun dışında daha sık karşılaşılan bir diğer uygulama ise hafif bir kanama varlığında bile doktorlar tarafından progestan verilmesidir. Oysa ki ultrasonda bebeğin kalp atımlarının görülmesi %90-96 bu gebeliğin kanamaya rağmen düşük ile sonuçlanmayacağını kanıtlamaktadır.
Şu unutulmamalıdır;gebelikte hiçbir ilaç yarar potasiyeli zarar potansiyelinden fazla olmadıkça, bir başka deyişle mecbur olmadıkça kullanılmamalıdır.

Düşük ile ilgili bilinmesi gerekenler ise:
  • Düşük tüm gebeliklerin% 10-15’inde görülür.
  • Düşük nedeni genellikle bilinmemektedir.
  • Dilate serviks, kürtajın kaçınılmaz olduğu anlamına gelir.
  • Düşük teşhisinin onaylanması ve klinik kriterler, ultrasonografi ve kantitatif Beta-HCG’ye dayalı türün belirlenmesi gerekmektedir.
  • Spontan düşük sonrası anne ve babaya duygusal destek sağlamak oldukça önemlidir.

DÜŞÜKLERE ENGEL OLMAK İÇİN
Sevgili anne adayları düşüklere engel olmak için öncelikle düşük nedenlerini iyi bilmeniz gerekir. Ayrıca bir sonraki gebeliğinizi planlarken bu nedenleri iyi bilmek size büyük avantaj sağlayacaktır. Şunu unutmayın karnınızdaki ceninde görülen anormallikler en çok rastlanan düşük nedenidir. Öte yandan gebelik öncesinde ve gebelik döneminde sağlıklı bir yaşam biçimi düşüklerin engellenmesine yardımcı olacaktır. Gebelik öncesinde sağlıklı bir yaşamın ve gebeliğe hazırlanma sürecinin önemli olduğunu bilmeniz gerekir. Bu amaçla gebe kalmadan 1 yada 2 ay öncesinde günlük 0,4 mg folik asit desteği almaya başlanmanız gerekir.
Ayrıca sağlıklı yiyecekler tüketmeniz, düzenli olarak egzersiz yapmanız, stresinizi azaltmanız, kilonuzu normal sınırlarda tutmanız gerekir. Özellikle sigara içmekten ve sigara dumanına maruz kalmaktan kesinlikle kaçınmalısınız. Ek olarak gebe kalmaya çalışırken ve gebelik sürecinde aynı şekilde alkolden de kesinlikle uzak durmanız gerekir. Ayrıca çay, kahve gibi kafeinli içecekleri de mümkün olduğunca azaltmalı ve günlük 1- 2 bardaktan fazlasını içmemelisiniz.

Gebelik döneminde düşüklerden kaçınmak için ayrıca aşağıdaki önlemleri de almanız gerekir:
  • Zararlı kimyasal maddelerden ve radyasyondan uzak durulmalıdır.
  • Güvenlik önlemlerine mutlaka uyulmalıdır. Ağır ve tehlikeli sporlardan uzak durulmalıdır.
  • Hekimin tavsiye etmediği hiç bir ilacı içmemek gerekir.Gebelik boyunca alınacak ilaçları mutlaka hekim tavsiyesiyle almak gerekir. İlaçları belirtilen şekilde kullanmak gerekir.
  • Enfeksiyonel hastalıklara karşı dikkatli olunmalı ve x-ray ışınları gibi zararlı etkenlerden uzak durulmalıdır.
  • Gebelik boyunca ve gebelik sonuna kadar doktor kontrollerini düzenli olarak yaptırılmalı ve asla aksatılmamalıdır.

GESTASYONEL DİYABET

Gestasyonel diyabet nedir ve gestasyonel diyabet kimlerde görülür,riskleri nelerdir?
GESTASYONEL DİYABET(GEBELİK ŞEKERİ)NEDİR?
Tıbben daha önceden diyabeti olmayan bir gebede ikinci trimester ve sonrasındaki bir zamanda(24.haftadan sonra) diyabet ortaya çıkmasına gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) adı verilmektedir.
Fetusun gelişmesini sağlamaya yönelik olarak gebelikte glikoz metabolizmasında önemli değişiklikler meydana gelmektedir. Plasentadan salgılanmakta olan HPL (Human placental lactogen) adlı hormon gebelikte fetusa yeterince glikoz gitmesini sağlamak amacıyla insülinin kan şekerini düşürücü etkisini frenlemektedir. Böylelikle gebelikte doğal bir hiperglisemi (şeker seviyesinde yükselme) eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bu eğilim bazen,bazı gebelerde patolojik boyutlara ulaşabilir. Özellikle HPL'nin en etkili olduğu dönem olan 24. gebelik haftasından itibaren anne adayı diyabetik hale gelebilmektedir.

Gestasyonel Diyabet Kimlerde Görülür?
Günümüzde gebelik şekeri tüm anne adaylarının yaklaşık %5'inde ortaya çıkmaktadır. Gebelikle birlikte görülen şeker hastalıklarının %90'ı gestasyonel diyabet özelliklerini taşır.

Gestasyonel Diyabet Gelişme Riskinin Yüksek Olduğu Anne Adayları:
  • Daha önce anomalili bebek doğurmuş,ölü doğum yapmış ve iri bebek (4000 gram üzerinde) doğurmuş; birden fazla sayıda düşük yapmış olan,
  • Daha önceki gebeliğinde veya gebeliklerinde gestasyonel diyabet geçirmiş olan,
  • Gebelik öncesi kilosu normalden fazla olan,
  • Yaşı ileri olan (35 yaş ve üzeri),
  • Birinci derece akrabalarından birinde diyabet geçmişi olan,
  • Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ya da mantar enfeksiyonu olan anne adayları,
  • Mevcut gebeliğinde bebeği gebelik haftasına göre daha iri ve ilerde olan,
  • Gebelik boyunca fazla kilo almış olan veya kilo almaya devam eden;
  • Nedeni açıklanamayan polihidramniyos (amniyos sıvısının artması) saptanan,
  • Bebeği beklenmedik bir şekilde ölen,
  • İdrarda bakılan albümin sonucunda glikoz çıkışı saptanan ya da diyabet belirtileri gösteren (çok yemek yeme ve su içme, bol idrar yapma gibi) gebelerde de gestasyonel diyabet mevcut olabilir ya da gebeliğin kalan kısmında gelişebilir.


Gebelikte Şekerin Yükseldiği Nasıl Anlaşılır? 
  • Sık idrara çıkma,
  • Ağız kuruluğu,
  • Susuzluk hissi,
  • Yemekten sonra uyku hali,
  • Vücutta şişlik(ödem)olması,
  • Ani kilo artışı veya ani kilo kaybı,
  • Sürekli yorgunluk hissi,
  • Ellerde ve ayaklarda ağrı olması şekeri yükselen insanlarda ve gebelerde aynı belirtileri göstermektedir.
Eğer bunlardan bir kaçı bile sizde mevcutsa gebelik şekeri teşhisiniz konmadıysa acilen doktorunuza başvuru yapmalısınız.

Gestasyonel Diyabet Nasıl Teşhis Edilir?
Gebelikte Şeker Hastalığı Tarama Testi (PPG)
Gebelik şekeri tanısı konan anne adaylarının yaklaşık olarak yarısında yukarıda bahsedilen risk faktörlerinden hiç biri bulunmaz,bulunmayabilir. Bu sebeple hiç bir şikayeti olmasa bile tüm anne adayları 24.-28. gebelik haftalarında, diyabet gelişme riskinin en yüksek olduğu dönemde şeker hastalığı tarama testine tabi tutulmaktadırlar. Yani bu haftalar arasında her gebenin şeker yükleme testi yaptırması hem kendi sağlığı için,hem de bebeğinin sağlığı için son derece önemlidir.

(PPG) Yani postprandial glikoz (gıda alımı sonrası glikoz) gıda alımından bağımsız olarak herhangi bir zamanda suda çözünmüş 50 gram saf glikoz içirilmesinden bir saat sonra tokluk kan şekeri değerleri ölçülür. Bu testte bozukluk çıkması mutlaka diyabet olduğunu göstermez. 50 gram testi yüksek çıkan anne adaylarına 100 gram ile oral glikoz tolerans testi (şeker yükleme testi) (OGTT) uygulanarak kesin tanı konur. PPG'de bozukluk çıkan anne adaylarının ancak %15'lik kısmında gestasyonel diyabet saptanmaktadır.

Gebelikte Şeker Hastalığı Tarama Testi (Şeker yükleme testi) (OGTT)
Bu testle de öncelikle anne adayının açlık kan şekeri değerlerine bakılır. Anne adayının 12 saatlik bir açlık süresi sonunda açlık kan şekeri değerleri ve suda çözünmüş 100 gram glikozun içilmesinden bir, iki ve üç saat sonra damardan kan alınarak tokluk kan şekeri değerleri ölçümü yapılır. Kanda bakılan bu dört ölçümden iki ya da daha fazlasının yüksek çıkması durumunda gestasyonel diyabet tanısı kesinleşir. Bu testi bazı doktorlar tek seferde 75 gram yükleme yaparak da uygulamaktadırlar. Bu test sonucunda da sağlıklı sonuçlar alınmaktadır.
Ölçümlerinden yanlızca biri patolojik çıkan anne adayları yakın takibe alınır. Ama bu anne adaylarında da belli bir süre sonra OGTT tekrarlanır. Gestasyonel diyabet gelişme riski yüksek olan anne adaylarında ise tanı için şeker tarama testi (PPG) değil, direkt olarak şeker yükleme testi (OGTT) yapılır. Test normal çıksa bile 32.-34. gebelik haftaları arasında tekrarlanır.

Gebelik Şekerinin Yarattığı Riskler Nelerdir?
Gebelerde gestasyonel diyabet tanısı konduktan sonra ,tedavisi ya diyetle ya da insülin kullanılarak yapılır. Ayrıca gebelikteki şekerde tablet şeklindeki şeker düşürücü ilaçlar bu tedavi için kullanılmaz.

Gebelik şekeri çıkan anne adayları genellikle insülin tedavisinden korkarlar ve bebeklerinde de şeker hastalığı ortaya çıkacağı endişesi taşırlar. İşte bu yüzden kan şekerlerini normale döndürerek bebekte gebelik döneminde veya doğum sonrası ilk günlerde ortaya çıkması muhtemel durumların önüne geçilmesi açısından insülin tedavisi oldukça başarılıdır. Bu sebepten dolayı insülin tedavisi önerilen anne adaylarının bu tedaviyi korkmadan kabul etmeleri ve uygulamaları önemlidir. Bazı durumlarda da yapılan diyetle gebede görülen şeker kontrol altına alınır. Bu durumda insülin kullanımına gerek kalmamaktadır. Anne adayı diyetine devam etmeli,sık sık kontrole gitmeli ve belirtilen aralıklarda ölçümlerine devam etmelidir.

Kontrol altına alınmamış gebelik şekerinde anne adayı için var olan tehlikeler ise;
  • Eğer gestasyonel diyabet uygun bir şekilde kontrol altına alınmazsa piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gibi ciddi enfeksiyonların ortaya çıkma olasılığı artar. Ayrıca gebede dirençli vajinal kandidiyazis (mantar) gelişebilir.
  • Gestasyonel diyabette ve özellikle de diyet ile kontrol altına alınabilen tipinde preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gelişme riski normal gebeliklerle eşit orandadır.


Kontrol altına alınmamış gebelik şekerinde bebek için oluşan ve oluşabilecek tehlikeler ise:
  • Gestasyonel diyabet bebekte organ gelişimi tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bir durum olduğundan bu anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski normal gebeliklerle eşit orandadır.
  • Anne adayının kan şekerinin yüksek seyretmesi gebeliğin tüm dönemlerinde bebeğin anne karnında aniden ölme riskini artırmaktadır. Özellikle bu risk kan şekeri kontrolü ve tedavisini aksatan anne adaylarında daha yüksektir.
  • Eğer kan şekeri yüksekliği kontrol altına alınmazsa,anne karnındaki bebeğin normalden iri olmasına, amniyos sıvısının artmasına neden olabilir.
  • Ayrıca gestasyonel diyabetlilerin, özellikle de kan şekeri kontrol altına alınabilen anne adaylarının bebeklerinin akciğer olgunlaşmasının normal anne adaylarına göre daha geç olduğuna dair bir bilimsel veri de bulunmamaktadır.
  • Gestasyonel diyabeti olan ve kontrol altına alınmayan gebeliklerde anne adaylarının bebeklerinde antenatal dönemde fetal distres ve bebekte oksijen azlığı) gelişme riski normal gebeliklere göre çok daha fazladır.
  • Yine kontrol altına alınmamış gestasyonel diyabette doğum eylemi esnasında bebek açısından bazı problemler ortaya çıkabilir. Bu anne adaylarının bebeklerinde antenatal dönemde (doğum öncesi) ve intrapartum dönemde (doğum eylemi esnasında) fetal distres ve bebekte oksijensizlik belirtileri) daha sık gelişir.
  • Kontrol altına alınmamış olan gebelik şekeri bebeğin irileşmesine neden olabilir. İri bir bebekte ise doğum esnasında doğum eyleminin yavaş seyretmesi ya da durmasının yanında, vajinadan çıkım esnasında omuz takılması gibi problemler ortaya çıkabilir.
  • Bebek doğduktan sonra ise özellikle doğum eyleminin hemen öncesinde ya da doğum eylemi esnasında kan şekeri yüksek seyreden annelerin bebeklerinde başta hipoglisemi (kan şekeri düşmesi), hipokalsemi (kalsiyum düşüklüğü) ve hiperbilirubinemi (bilirubin yüksekliği) olmak üzere yenidoğan problemleri de ortaya çıkabilir.
Sevgili gebeler şunu unutmayın;tüm bu sayılanlar gestasyonel diyabet tanısı konduktan sonra diyet ya da gerektiği durumlarda insülin kullanılarak kan şekerinin etkili bir şekilde kontrol altına alındığı durumlarda daha az sıklıkla ortaya çıkar. Bu sebepten dolayı gestasyonel diyabeti olan anne adayı tanı konduktan sonra tüm gebelik boyunca sıkı bir takipte tutulmalıdır, normal gebelikten daha fazla sayıda kontrole çağrılmalı ve daha fazla sayıda tetkik yapılmalıdır.

Diyabetli anne adaylarının gebelik muayeneleri nasıl olmalıdır? 
Diyabet tanısı konan bir anne adayının takibi normalden farklıdır. Tanı konduktan hemen sonra ya da önceden diyabetli olduğu bilinen bir anne adayında genel gebelik muayeneleri yapıldıktan sonra tüm vücut sistemleri ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir. Bu anne adayları daha sık aralıklarla antenatal kontrollere çağrılmalı ve bu antenatal kontrollerin her birinde kan şekeri ölçümleri değerlendirilerek diyetin ve/veya insülin tedavisinin etkinliği gözden geçirilmelidir. Gerekli durumlarda ise tek başına diyet tedavisinden vazgeçilerek diyet+insülin tedavisine geçilebilir. İnsülin tedavisi yetersiz geldiği görülen anne adaylarının ise insülin dozları tekrar ayarlanmalıdır. Belirli bir gebelik haftasından sonra fetal iyilik hali testlerine (NST) başlanmaktadır.

Gestasyonel diyabeti olan bir anne adayının gebelik boyunca kan şekerini evinde düzenli olarak kontrol etmesi, verilen diyete ve alıyorsa insülin tedavisine uyması ve doktorunun çağırdığı aralıklarla kontrole gitmesi gerekmektedir. Ayrıca kontrollerde insülin dozlarının tekrar ayarlanması, ya da diyetin tekrar ayarlanması veya yanlızca diyet alanlarda diyete ek olarak insülin tedavisine geçilmesi gerekebilir. Yapılan bu kontroller esnasında ultrason incelemesiyle bebekte irileşme, polihidramniyos (amniyos sıvısı artışı) aranır. Belirli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 28. hafta) fetusun iyilik hali NST gibi testlerle haftada bir ve bazen belli bir gebelik haftasından sonra daha sık araştırılmaktadır.

Sevgilli gestasyon gebeler bebeğinizin hareketlerine duyarlı olmanız gerekir. Her bebeğin kendine özgü hareket etme alışkanlığı vardır ama gestasyon bir gebe bebeğinin az oynamaya başladığını fark ederse geç kalmadan bu durumu doktoruna haber vermelidir.

Gestasyonel diyabeti olan ve insülin kullanan bir anne adayı belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 38. hafta) hastaneye yatırılarak izlenir. Bu aşamada ise fetal iyilik hali testleri sıklaştırılır, kan şekerleri düzenli olarak kontrol edilmeye devam edilir ve doktor tarafından gerek görülürse tekrar insülin doz ayarlaması yapılabilir. Gebeliğin sonuna doğru ise doktor ve gebe arasında doğum şekli hakkında karar verilir.

Doğumun Zamanı Ve Şekli Konusunda Karar Verilmesi
Gestasyonel gebede iri bebek ya da başka bir nedenle sezeryan gerekli değilse diyabetli anne adayı normal doğum yapabilir. Doktoru tarafından normal doğum yapmasına izin verilen anne adayları doğum eylemi esnasında CTG ile sürekli bebek kalp atışları monitorizasyonuna tabi tutulurlar ve en ufak bir olumsuzluk bulgusunda doğum sezeryan ile gerçekleştirilir. Şu da önemli bir konudur,diyabetik anne adayının doğum yapacağı hastanenin yenidoğan ünitesinin diyabetik anne çocuğu bakımı konusunda tecrübesi olmalıdır. Bununla ilgili doğumdan önce hastanenin yeni doğan yoğun bakım ünitesi ile ilgili bilgi almanızda fayda vardır. İnsülin kullanmakta olan gestasyonel diyabetli annelerde doğumun hemen sonrasında insülin ihtiyacı azaldığından insülin dozları tekrar ayarlanmaktadır. Ayrıca gebeliklerinde gestasyonel diyabet tanısı konmuş olan annelere lohusalık bitiminde 75 gram glikozla OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu test normal çıksa da annenin sonraki gebeliklerinde ya da hayatının ileri ki dönemlerinde şeker hastalığına yakalanma riskinin diğer insanlara göre daha fazla olduğunun unutulmaması gerekir.