SON YAYINLAR
latest

GEBELİK

G/block-1

GEBELİKTE BESLENME

GB/block-3

BEBEK & ÇOCUK BESLENMESİ

BE/block-3

GELİŞİM & BAKIM

GE/block-3

OYUN & MÜZİK

O/block-5

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

OÖ/block-2

SON YAYINLAR

KÜRTAJDAN HEMEN SONRA HAMİLE KALMAK ZARARLI MI?

Kürtajdan hemen sonra hamile kalmak zararlı mı ve kürtaj sonrası hamilelik süreçleri nelerdir?
Kürtajdan Hemen Sonra Hamile Kalmak Zararlı Mı?
Kürtajdan Sonra Yeniden Hamilelik Olur mu?
Kadınlar tarafından sıkça sorulan kürtaj sonrası hamile kalınır mı sorusu,cevabı en çok merak edilen soru olma özelliğini taşımaya devam etmektedir. Aslında uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda, kürtajdan hemen sonra hamile kalmak zararlı mı? sorusuna da cevap verilmektedir. Uzmanlarca kürtajdan sonra  hamile kalmak için en az 3 aylık bir bekleme sürecinin olması gerektiği savunuluyor. Çünkü isteyerek ya da düşük nedeniyle aldırılan bebeğin, kadının rahminde fiziksel olarak kısa sürecek bir değişiklik yaratmasından dolayı rahmi ve yumurtalıkları dinlenme sürecine bırakmak gerektiği söyleniyor.

Bazı durumlarda da gebe kadınlar isteyerek veya istemeyerek hamileliklerini sonlandırmak zorunda kalabilmektedirler. Tıpta bu müdahaleye verilen isim kürtajdır. Kürtaj sonrasında kürtaj yaptıran kadınların en büyük kaygısı da bir daha hamile kalamamaktır. Oysa ki böyle bir durum söz konusu dahi değildir. Hatta bunun tam tersine temizlenen rahim içinde embriyolar daha kolay tutunma sağladığı için kürtaj öncesinden daha fazla hamile kalma şansınız artacaktır.

Kürtaj yaptıracak olan bir anne adayının en çok dikkat etmesi gereken konu da, bu işlemi yaptıracağı kliniğin ve doktorun uzman kişiler olması durumudur. Bunun yanı sıra işlemin yapılacak olduğu ortamın da hijyenik olması son derece önemli bir ayrıntıdır. Çünkü ortam hijyenik olmazsa eğer kadının enfeksiyon kapma riski çok yüksek olur. Doktorunuzun ve kliniğin de uzman olması işlemin sağlıklı bir şekilde yürümesi için son derece önemlidir. Kürtaj işlemi esnasında yaşanılan şiddetli kanama, enfeksiyon gibi durumlar sağlıksız klinik ortamlarında ve bilinçsiz kişilerin yaptığı kürtajlardan kaynaklı olarak yaşanmaktadır.

Şu çok önemli bir konudur .Eğer bir kadın kürtajdan sonra doğurganlığını kaybediyorsa, bu yanlış klinik veya doktor seçiminden kaynaklı olabilir. Daha önce de belirttiğim gibi kürtaj korkulacak bir tıbbı müdahale değildir. Yalnızca bu müdahale de tek sıkıntı bulunmaktadır, o da doğru merkezlerde ve doğru doktorların elinde bu işlemin yapılmamasıdır. İşlemin yapılacağı klinikten ve doktorunuzdan emin olduktan sonra, hiçbir korku yaşamadan rahatlıkla kürtaj olabilirsiniz. Bu işlem sizin doğurganlığınızı asla olumsuz olarak etkilemeyecektir. Tam aksine hemen doğum kontrol yöntemlerini uygulamaya başlamazsanız, kısa süre içinde hamile de kalabilirsiniz.

Kürtaj Yöntemleri Nelerdir?
Günümüzde yapılan en yaygın olan yöntem vakumla yapılan kürtajdır, Kadınların ise en çok tercih ettiği ilaçla kürtaj yöntemleri;
  • Laparatomi,
  • Karman kanülleriyle aspirasyon,
  • Dilatasyon ve kürtaj,
  • Higroskopik genişleticiler ile kürtaj yöntemleri dünyada en çok kullanılan  kürtaj yöntem çeşitleridir.

Kürtaj Yapılırken Nelere Dikkat Edilmesi Gerekir?
Önce de belirttiğim gibi kürtaj cerrahi bir müdahaledir. O yüzden mutlaka doğru ve bilinçli doktorlar tarafından yapılmalıdır. Bildiğiniz gibi cerrahi müdahale başlığı altına giren tüm operasyonlarda mutlaka küçükte olsa bir risk bulunmaktadır. Bu yüzden kürtaj operasyonunda bu riski en aza indirmek için uzman hekimlerin desteğini almanız gerekmektedir. Üstte de belirttiğim gibi bu işlem için seçmiş olduğunuz kliniğin steril bir ortama sahip olması gerekmektedir.

Kürtaja giden anne adayı, bu işleme geçilmeden önce neden bu noktaya geldiğini, yani hikayesini çok iyi bir şekilde doktoruna anlatmalıdır. Uzman tarafından hastanın özel durumu, alerjisi ve benzer bir durumu olup olmadığını anlamak için bir takım testler yapılır. Bu sırada hastayı rahatlatmak adına mutlaka doktoru konuşarak hastayı kürtaja hazırlamalıdır.

Doktor tarafından kürtaj işlemine geçilmeden önce mutlaka idrar kesesi boşaltılmalıdır. Doktor tarafından kürtajdan sonra kadın ne zaman hamile kalabilir, bunun hesaplanması için mutlaka gebelik haftasının belirlenmesi yoluna gidilir. Buna yanında kürtajdan sonra da ultrason takibi devam eder.

Bu işlem için genel anestezi yapılması planlandıysa eğer hasta aç olarak ameliyathaneye girmelidir. Eğer lokal anesteziye karar verildiyse, o zaman hastanın aç olarak girmesine gerek kalmaz. Ancak lokal anestezi sırasında hasta adet sancısı gibi bir sancıyı kasıklarında hisseder. Bu normal ve olağan bir durumdur. Korkmanıza gerek yoktur. Eğer şiddetli bir ağrı hissederseniz doktorunuza bildirebilirsiniz. Doktorunuz anında ağrı kesici yaparak bu ağrının şiddetlenmesinin de önüne geçecektir.

Kürtaj Riskli Bir İşlem Midir?
Kürtajın hasta için oluşturduğu hiçbir riski yoktur demek çok yanlış olur. Bu müdahale sonuçta cerrahi bir operasyondur ve cerrahi operasyon da az veya çok bir risk bulunmaktadır. Yasal süreçte kürtaj yaptıracak bir kadın gebeliğinin 10. haftasına kadar bu kürtajı yaptırmalıdır. Çünkü; bebeğin büyümesi, kürtajda ki riskleri artıracak faktörlerden bir tanesidir.

Kürtajdan Sonra Oluşabilecek Riskler
Gebeliğin Devam Etmesi
Ayı çok küçük olan gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve gebelik olayı devam edebilir. Bu yüzden kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması uygun olur.

Rahimin Delinmesi (Rüptür)
Anatomik olarak gebe bir rahim, gebe olmayan bir rahime göre çok daha yumuşaktır. Bu nedenle kürtaj esnasında yapılan dikkatsiz ve sert bir hareket rahimin delinmesine neden olabilir. Bunun dışında rahim delinmesi işlem dikkatli yapıldığı taktirde son derece nadir görülen bir komplikasyondur. Bu tür tıbbi müdahalelerde risk gebelik yaşı büyüdükçe artar. Bu durum uzman tarafından fark edildiğinde uygun tedavi yapılması mümkündür.

Plasenta Parçasının Kalması
Bu komplikasyon kürtajdan belirli bir sure sonra ortaya çıkar. Kendini fazla miktarda olan ve kesilmeyen kanama ile belli eder. Böyle bir durum olduğunda tedavi için yeniden küretaj gerekir.

Enfeksiyon
Bu durum kürtaj işleminden 5-6 gün sonra ortaya çıkar. İşlem sırasında hijyen ve sterilite kurallarına uyulursa enfeksiyon riski azalır.

Yapışıklık
Yapışıklık olarak geçen komplikasyon 'asherman sendromu'  olarak da geçmektedir. Bu sendromda rahimin iç duvarlarında yapışıklıklar ve dolayısı ile adet kanamasında azalma ve hatta kısırlık görülebilir. Sendromun nedeni ise rahimin gereğinden fazla kazınmasıdır. Kesin tanısı rahim filmi çekilerek veya histeroskopi ile konulur. Tedavi yöntemi cerrahi olarak (histeroskopik) rahim içinde olan yapışıklıkların açılması ile gerçekleşir.

Kürtaj Sonrası Hamilelik Süreçleri
Uzmanlarca da bu konudaki en doğru yaklaşım kürtaj sonrasında gebe kalmak için 3 ay beklenmesi gerektiği yönündedir. Çünkü kürtajdan hemen sonra hamile kalan anne adayının hem sağlığı açısından hem de bebeğin sağlığı açısından riskler bulunmaktadır. Eğer kürtaj işlemi doğru şekilde ve uzman kişiler tarafından yapıldıysa kadının ortalama 3 ay sonrasında gebe kalmasına bir engel yoktur, bunun bir sakıncası da bulunmamaktadır. Genel olarak işlemi yaptıran kadın kürtajdan sonraki bir ay içinde adet olur ve bu sere içinde adet olmamış, hatta üzerinden 45 gün geçmişse hamilelik söz konusu olabilir.
Kürtajdan sonra kadının bir sonraki ay bile hamile kaldığı durumlar çok nadir olsa da mevcuttur. Uzmanlar genellikle kadınların kürtajdan sonraki 15 gün boyunca korumalı olarak cinsel ilişkiye girmeleri gerektiğini tavsiye ederler. Kürtajdan sonraki 15. günden sonra korumasız cinsel ilişki yaşayan kadınların ise gebe kalma ihtimali yüksektir. Çünkü üreme çağındaki kadınların kürtaj oldukları günden itibaren 20. günden sonra yumurtlama dönemleri başlamaktadır. Eğer sorunsuz geçen bir kürtaj işlemi yapıldıysa,işlem sonrasında doktorun önerdiği süre içinde bekledikten sonra gebe kalmanın da ne bebek ne de anne adayı için herhangi bir sakıncası yoktur.
Bazı  kadınlarda kürtajdan sonraki 1 hafta kanamalar meydana gelebilmektedir. Bazılarında ise ilk 5 gün hiç kanama olmadan geçer, sonrasını takip eden 4-5 gün boyunca lekelenme şeklinde kan akıntısı görülür. Bu kanamalar Bazı kadınlarda da daha yoğun olabilir. Kanama ile birlikte pıhtı ve parçacıklar da atılabilir. Eğer böyle bir durum yaşıyorsanız veya yaşarsanız mutlaka tekrardan bir doktorunuza görünmenizde fayda vardır.

Kürtaj Sonrası Psikolojik Süreç
Kürtaj kadının psikolojisini son derece etkileyen bir durumdur. Bu yüzden kürtaj olan bir kadının, bu durumla zihinsel olarak baş edebilmesi için bazı durumlarda profesyonel destek alması gerekebilir. Her kadın bu dönemi rahatlıkla atlatamaz ve bunun yanında tekrar hamile kalma ya da bir bebek sahibi olup doğum yapma süreçleriyle alakalı derin endişelere sahip olabilmektedir. Özellikle kürtaj kararının nedenleri üzücüyse, kadın tarafından istenmeyen bir kürtaj operasyonu yaşandıysa ya da düşük meydana geldiği için kürtaj yaptırmak zorunda kalındı ise anne adayının psikolojik olarak kendini tekrardan hamileliğe hazır hissetmesi için, gerekiyorsa yardım alması ve tekrardan hamile kalabilmek için kendisine 3 aylık bir erteleme süreci yaratması gerekmektedir.

KOLAY HAMİLE KALMANIN YOLLARI

Kolay hamile kalmanın yolları,gebe kalmak için en uygun dönem,gebe kalmayı zorlaştıran faktörler ve hamile kalmak için en uygun yaşlar.
Kolay Hamile Kalmanın Yolları ve  Anne Adayına Düşen Görevler
Sevgili kadınlar bildiğiniz gibi bebek pat diye önümüze çıka gelmiyor. Hayatta her şeyin bir neden-sonuç ilişkisi olduğu gibi, kolay gebe kalamamanın da bazı nedenleri vardır. Bu sebepten dolayı kolay hamile kalabilmek için anne adayına birtakım görevler düşüyor. Bu görevler ve fedakarlıklar  daha çok anne adayının sağlığına dikkat etmesiyle ilgilidir. Sizin için bu yazımda kolay hamile kalmanın pratik yollarını paylaşacağım.Yazımı okuyan sevgili anne adayı veya anne adayının eşi, şimdi gelin birlikte bu görevler nelermiş onlara bakalım.

Öncelikle gebe kalmak isteyen kadının her şeyden önce dengeli ve düzenli bir hayat tarzını benimsemesi gerekmektedir. Anne adayının özellikle düzenli ve dengeli beslenmeye önem vermesi son derece önemlidir. Çünkü bebeğin zihinsel ve fiziksel gelişimi anne karnında başlamaktadır.
Çünkü normal hayatta sağlığımız için büyük bir etken olan düzenli ve dengeli beslenmek hamile kalma sürecinde en önemli etkenlerden biridir. Bunun yanı sıra uyku düzenini sağlamak da hamile kalma sürecine çok büyük etkilerde bulunmaktadır. Hamile kalmak isteyen bir kadının öncelikle, sigara ve alkol gibi alışkanlıklardan uzak durması gerekmektedir. Ayrıca gebe kalmak isteyen kadının kronik bir hastalığı varsa, bu konuda doktor tedavisine başvurmalıdır ve bu hastalıkların tedavisinde kullandığı ilaçlar varsa, ilaçların doktor eşliğinde gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Gebe Kalmak İçin En Uygun Dönem Nedir?
Adeti düzenli ilerleyen ,yani 28 günde bir adet gören bir kadın için en uygun hamile kalma dönemi adetin başlamasından sonraki 10. ile 14. gün arasıdır. Çünkü bu dönemde kadın yumurtlama dönemine en yakın dönemde olduğu için verimlilik daha yüksektir. Verimliliğin en yüksek olduğu dönem olan yumurtlama süreci, adet döngüsünün (siklus) uzunluğuna göre kadından kadına değişmektedir. İsterseniz bunu basitçe şöyle hesaplayabiliriz:

  • 26 günde bir adet gören bir kadında yumurtlama günü 12.gündür.
  • 28 günde bir adet gören bir kadında yumurtlama günü 14. gündür.
  • 30 günde bir adet gören bir kadında yumurtlama günü 16.gündür.

Bu hesabı yapabilmeniz için adetinizin ilk gününden bir sonraki adetinizin ilk gününe kadar olan gün sayısından 14 gün çıkarmanız gerekir. Böylelikle yumurtlama gününüzü bulmuş olursunuz. Şu unutulmamalı ki, yumurtlama sadece bu gün değil, bugünden üç gün önce de gerçekleşebilir. Yumurtlama dönemi ortalama dört gün olarak görülmelidir ve bu dönem de en sık cinsel ilişkiye girilmesi gereken dönemdir.

  • 26 günde bir adet gören bir kadında 10-14. günlerdir.
  • 28 günde bir adet gören bir kadında 9-12. günlerdir.
  • 30 günde bir adet gören bir kadında 13-16. günlerdir.

Düzensiz Adet Gören Kadınların Yumurtlama Günü Nasıl Hesaplanır?
Her kadının anatomik olarak adet döngüsü aynı değildir ve bazı kadınlarda adet dönemi düzensiz olabilmektedir. Bu durumda olan bir kadının yumurtlama dönemini bahsettiğimiz hesap ile hesaplanması çok zordur. Adet düzensizliği olan kadınların düzenli olarak idrar analizi yaptırması gerekmektedir. Elisa adında bir yöntem vardır. Bu yöntem ile idrarda LH denilen hormonun zirve yapmasını (pik) ölçen kitler ile bu analiz yapılabilir fakat yüzde 100 güvenilir olduğu söylenemez. Bu ölçüm cihazını her eczaneden kolaylıkla temin edebilirsiniz. Bu kitlerin(ölçüm cihazının) kullanımı ile beraber bazal vücut ısısı da ölçülmelidir. Bu size kolaylık sağlayacaktır.

Bazal vücut ısısı nedir? dediğinizi duyar gibiyim. Bu vücut ısısı yataktan kalkmadan ve hiçbir şey yapmadan ölçülen vücut ısısıdır. Genellikle bu ısı, yumurtlamadan sonra artmaktadır. Eğer geçirdiğiniz bir enfeksiyonel rahatsızlık varsa, uykusuzluk gibi sorunlar yaşıyorsanız vücut ısınız bunlara bağlı olarak artmaktadır. Böyle bir durumda bu ısıya güvenerek yumurtlamayı belirlemek de kesin sonuç vermeyebilir.

Hamile Kalma Sürecinde Ne Sıklıkla Cinsel İlişkiye Girilmelidir?
Yukarıda belirttiğim yumurtlama dönemi dışında da çiftlerin haftada minimum 2 kez cinsel ilişkiye girmesi önerilmektedir. Ancak bu ifadeden yola çıkarak çiftlerin her gün cinsel ilişkiye girmemesi de gerekir. Çünkü bu dönemde sperm kalitesinin korunması da önemlidir. Eğer haftada 2'den az cinsel ilişkiye giriyorsanız sizde hamile kalma süreci uzayacaktır. Tam tersi haftada 2'den fazla cinsel ilişkiye giriyorsanız gebelik şansınız daha da artacaktır. Ayrıca yine bir öneri olan sabah cinsel ilişkiye girilmesi de erkeğin sperm kalitesini arttıracaktır.

Gebe Kalmayı Zorlaştıran Faktörler Nelerdir?
Öncelikle başlıca nedenlerden biri gebe kalmayı isteyen kadınların yumurtlama dönemi hesaplamasını yapmayı bilmemeleridir. Ayrıca gebelik hesaplama veya diğer adı ile hamilelik hesaplama takvimi oluşturmayı bilmemeleri de buna etkendir. Buna ek olarak stresin de gebe kalmayı zorlaştıran önemli faktörlerden biri olduğu unutulmamalıdır.

Sizlere bu konudaki önerim yumurtlama gününün her ay aynı günde olacağının bir garantisi olmadığından, yumurtlama günlerine yakın olan 2-3 gün öncesi ve 2-3 sonrası; yani o haftada daha sık 2-3 günde bir olan cinsel ilişki sıklığı ile gebelik şansınızı arttırabilirsiniz. Bunun dışında gebe kalmanızı engelleyen faktörlere gelin birlikte bakalım:

  • Kadının 35 yaşından büyük olması,
  • Düzensiz adet görmesi,
  • Endometriyozis hastalığının olması,
  • Cinsel ilişki ile geçen hastalık hikayesi,
  • Genital organlarda geçirilmiş ağır iltihabi hastalık öyküsü,
  • Aşırı kilolu veya aşırı zayıf olunması,
  • Devamlı değişik nitelikte ilaç kullanımı,sigara ve bağımlılık yapan alışkanlıklar,
  • Kronik hastalıkların varlığı (kalp ,karaciğer şeker ve guatr hastalığından herhangi birinin olması),
  • Epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar,
  • Erkeğin testislerinden kaza geçirmiş veya ameliyat olmuş olması.

Hamile Kalmak İçin En Uygun Yaşlar
Kadınların yaşı hamile kalmada çok önemlidir. Aynı yumurtlama günü gibi, doğurganlık için yaş da önemli bir etkendir. Tıpta genellikle kadınların doğurganlıklarının en verimli olduğu dönem 20-30 yaşları arasıdır. 35 yaşından sonra ise yumurta olgunlaşma süreci bozulduğundan gebe kalma olasılığı azalır ve 40 yaşından sonra bu azalış daha da belirgin hale gelir.

Hamile Kalmayı Kolaylaştıran İlaçlar ve Yiyecekler
Sevgili okurlar bazı çiftlerde her şart sağlansa da gebe kalma eylemi gerçekleşmiyor. Böyle bir durumu yaşayan düzenli cinsel ilişkiye girilmesine ve tüm uygun koşullar yaratılmasına rağmen hamile kalamayan çiftlerde doktor kontrolünde bazı ilaçlar kullanılabiliyor. Ovülasyon indiksiyon adı verilen bu ilaçlar yumurtlamayı uyarmak amacı ile kullanılmaktadır. Unutulmamalıdır ki bu ilaçlar doktor kontrolünde alınmalıdır. Doktor ilaç yerine kimi zaman iğne de yazabilmektedir.

Size önereceğim bazı ilaçlar ve yiyecekler var. Demir, folik asit,çinko ve kalsiyum açısından zengin olan gıdaların gebelik öncesi ve gebelik sırasında tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Bunları içinde bulunduran gıdalar ise;süt ile süt ürünleri, kırmızı et, baklagiller,ceviz, balık eti ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Bu dönemde anne adayı özellikle bu ürünleri tüketmeye dikkat etmelidir.

Kolay Hamile Kalmanın Yolları Nelerdir?
Daha kolay gebe kalmanız için sizlere bir kaç basit yöntem yazacağım.  Bu yöntemler hamile kalma ihtimalinizi arttırmak için uygulayabileceğiniz yöntemlerdir. Kolay hamile kalmanın yolları dışında ,çiftler arasında yaşanan ilişki düzenli bir şekilde ve ciddiye alınarak uygulandığı taktirde bazen beklediğinizden de çok olumlu etkiler oluşabilmektedir. Gebe kalmayı etkileyen birden çok faktör olsa da en önemlilerini sizlere anlatmak istiyorum. Bu yöntemler hem kolay ,hem de akılda kalıcılığı ile etkisi en yüksek yöntemlerdir. Bu sebepten dolayı bu tavsiyeleri uygulamanızda fayda vardır.

Düzenli Olarak Sevişin!
Evet doğru duydunuz! Ne kadar çok sevişirseniz hamile kalma şansınız o kadar fazla olacaktır. İlişkiden sonra normal şartlarda sperm vücudunuzda beş gün canlı kalabiliyor. Bu yüzden düzenli seks hayatı, tam yumurtlama döneminizde spermlerle yumurtanızı bir araya getirme şansınızı artıracaktır. Özellikle hamile kalmak isteyen kadınların ovülasyon günlerini daha kolay tespit etmelerini sağlayacak bir yol daha vardır. Hamilelik şansınızı artıran yumurtlama döneminizin tespitinde tükürükten ovülasyon testini kullanabilirsiniz. Bu testler Amerika’dan gelen Avrupa Normlarına Uygunluk belgelerine sahiptir ve T.C. Sağlık Bakanlığı onaylıdır.

Diyet Yapmayı Bırakın!
Bu konuyla ilgili Ohio Üniversitesinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, kadınlar kalori alımını düşürdüklerinde, üreme hormonlarındaki seviye de aynı şekilde düşmektedir. O yüzden eğer diyet yapıyorsanız,hamile kalmaya karar verdiğiniz anda onu sonlandırmalısınız.

Ateşinizi Artırın!
Evet ateşinizi arttırın. Peki A ve D vitaminlerinin hem cinsel isteği artırdığını hem de iktidarsızlıkla baş ettiğini, buna ek olarak sizi ve eşinizi güçlendirip metabolizmanızı hızlandırdığını biliyor muydunuz? Artık biliyorsunuz :).

İçki, Sigara ve Kafeini Hayatınızdan Çıkarın!
Sigara,alkol ve kafein doğurganlığı olumsuz etkileyen başlıca faktörlerdendir. Bunları kullanmayı kendiniz azalttığınız gibi eşinizin de azaltmasını sağlayın. Bu konuda bildiğiniz gibi sperm kalitesi de çok önemlidir.

Eşinizi Sıcaktan Uzak Tutun!
Evet eşinizi bu dönemde aşırı sıcak ortamdan korumalısınız. Çünkü ,sperm kalitesini arttırmada etkili bir diğer yöntem ise spermlerin yani ürolojik bölgenin serin tutulmasıdır. Ayrıca eşinizin dar pantolonlar giymesini engellemeye çalışın. Ona pamuklu ve serin tutan kıyafetler giydirin. Bununla birlikte soğuktan da korunmasını sağlamalısınız tabi.

Beslenmenize Dikkat Edin!
Eğer diyet yapıyorsanız hemen bırakın ve zengin bir beslenme düzeni oturtmaya çalışın. Gerekli olan vitamin ve mineralleri dışarıdan takviye olarak da alabilirsiniz. Bu dönemde yeterli ve düzenli beslenmek çok önemlidir. Sizinle birlikte eşinizin de beslenmesine dikkat etmesini sağlayın. Eşinizin de bu dönemde A, E, C gibi vitamin ve mineral desteği alması iyi olacaktır.

Uzanın!
Bu en çok işe yarayan yöntemlerdendir. Seksten sonra, en az 10 dakika boyunca, yatakta uzanın. Bu yöntem sizin hamile kalma şansınızı yükseltecektir.

Yumurtlama döneminizi doğru hesaplayın!
Sağlıklı bir kadının yumurtlamasından önceki 5 gün, en çok doğurgan olduğu dönemdir. Bu süre içerisinde yapabildiğiniz kadar çok seks yapmaya çalışın. Ancak partnerinizin sperm sayısı düşükse, seks sayınızı iyi planlanmalı ve son derece dikkatli bir şekilde yapmalısınız. Her seksten sonra partnerinizin 48 saat kadar dinlenmesi gerekir. İsterseniz bir uzmanla program çıkarıp seks düzeninizi ona göre gerçekleştirebilirsiniz.

Kararlı olun!
Bu konuda kararlı olmak bebek sahibi olmak adına son derece önemlidir. Şunu unutmayın, her şey sizin lehinizde olsa bile gebe kalma şansınız %30’dur. Bu sebepten dolayı ısrarcı olmalı ve kolay kolay umudunuzu yitirmemelisiniz.

İlaç Kullanımına Son Verin!
Günlük hayatta ilaçlar normal zamanda bile eğer ciddi bir rahatsızlığınız yoksa ve gerekli değilse kullanılmaması gereken maddelerdir. Özellikle bu dönemde çok zorunlu değilseniz ve bir rahatsızlığınız yoksa ilaç kullanmaktan kaçının. Bu dönemde küçük görülen ağrı kesiciler dahi tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Bu sebepten dolayı hem siz hem de eşinizin bu konuda dikkatli olması çok önemlidir.

Profesyonel Destek Alın!
İmkanınız varsa ve ihtiyaç duyuyorsanız bu dönemde profesyonel kişilerden gerekli bilgileri almanız ve düzenli olarak kontrole gitmeniz sizin faydanıza olacaktır. Ayrıca uzman hekim sayesinde hamile kalacağınız zamanları hesaplamanız da daha sağlıklı olacaktır.

Folik Asit Kullanın!
Folik asit kullanımı kolay hamile kalmanın yollarından en çok işe yarayan yöntemdir. Bazı kadınlar sinir yollarındaki sorun nedeniyle hamile kalamayabiliyorlar. Ama günde 5mg folik asit alımı, kadınlarda bu sorunun %80 oranında azalmasını sağlayabilmektedir. Folik asidi, hamile kalma çalışmalarınıza başlanmadan 3-4 ay öncesinden kullanmaya başlarsanız sizin için daha faydalı olacaktır. Genellikle ön görülen kullanım miktarı günde bir kezdir. Ancak folik asit kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmanızı öneriyorum.

Size saydığım tüm bu yöntemler, hamile kalmayı kolaylaştıran ve şansınızı biraz da olsa arttıracak olan en önemli yöntemlerdir. Özellikle bunların içlerinden bazılarına çok dikkat etmeniz gerekmektedir.

Sevgili kadınlar ve eşleri şunu unutmayın, hamile kalmak bir sabır işidir. Bu zorlu süreci kısaltabilmek için gerekli önlemleri alıp mutlaka doktorunuza danışın. Kolay hamile kalmanın yollarını ararken, umarım en kısa zamanda dileğiniz gerçek olur :) .

BEBEKLERDE BURUN TIKANIKLIĞI VE HIRILTIYA DOĞAL ÇÖZÜMLER

Bebek okyanus suyu, Bebeklerde burun tikanikligi hirilti, Burun spreyi bebek, Bebek burun spreyi, Burun temizleme bebek, Bebeklerde burun tıkanıklığı, Bebek burun spreyi, GE,
Nefes almasını engelleyen tıkalı bir burun bebeğiniz için rahatsız edici olabilir, beslenmesini olumsuz yönde etkiler ve iyi uyumasını da engeller. Nefes alma güçlüğünün yanı sıra bebeklerde burun tıkanıklığı hırıltı ile kendini belli eder.

Endişe verici olsa da küçük çocuklarda bağışıklık sistemi hala gelişmekte olduğundan soğuk algınlığı yaygın görülür. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre çocuklar yetişkinlerden daha sık soğuk algınlığı geçiriyor. Belirtileri arasında ise kanalları tıkalı veya akan bir burun, hapşırma ve yüksek ateş yer alıyor.

BEBEĞİNİZİN BURUN TIKANIKLIĞI VEYA HIRILTISINI GİDERMEK İÇİN EVDE UYGULAYABİLECEĞİNİZ ÇÖZÜM YOLLARI

1. TUZLU SU
Bebeğiniz altı aylıktan küçükse her bir burun deliğine birkaç damla maden tuzu koymayı deneyin. Daha sonra mukusu çıkarmak için bir şırınga kullanabilirsiniz (şırınganın ucundaki iğne çıkarılmış olmalı!). Evde uygulayabileceğiniz bu basit çözüm yolu bebeğinizin daha rahat hissetmesine yardımcı olur ve burnundaki mukusu incelterek çözer. Bu yöntem her yaştan bebek için uygundur.

2. SERT MUKUSLARIN ÇIKARILMASI
Bebeğinizin burnunun kabarık veya yapışkan göründüğünü fark edebilirsiniz, bunun önüne geçmek için burnundaki sert tabakaları almanız şarttır. Bunu da pamuk ve ılık suyla temizleyerek yapabilirsiniz.

3. BANYODA BİRLİKTE ZAMAN GEÇİRİN
Eğer bir buharlaştırıcı almak istemiyorsanız bebeğinizle birlikte birkaç dakika buharlı bir banyoda oturmak da aynı derecede iyi gelecektir. Bu buharlı sıcak ortam burnundaki mukusu yumuşatarak temizlemenizi kolaylaştıracaktır.

4. BEBEĞİNİZİ NEMLİ TUTUN
Nem burundaki mukusu (sümüğü) inceltir. Bebeğiniz beslenirken isteksiz ise tıkanıklığı gidermek için yukarıdaki madem tuzu yöntemini kullanın.

5. BEBEĞİNİZİ DİK TUTUN
Bebeğinizi yatırmak yerine oturmaya teşvik edin bu sayede mukusun boşalması kolaylaşacaktır. Bebeğinizi arabasının koltuğuna oturtmaya teşvik edin, bu şekilde uyurken ona göz kulak olun.

BEBEĞİMİN BURUN TIKANIKLIĞINI NASIL TEDAVİ EDERİM ?

Bebeklerde burun tıkanıklığı bazı istisnalar dışında ciddi bir durum değildir. Genellikle bebeklerin burun tıkanıklığı bir hafta içinde kendiliğinden açılır, ancak geçen zamana rağmen burun delikleri açılmıyorsa hava yollarını temizlemeye yardımcı olacak birçok ürün vardır. Mukusunu burnundan almak için tuzlu su içeren bebek okyanus suyu (burun damlaları), bebek burun spreyi veya bir bebek mukus emme aleti kullanabilirsiniz. Bebeğinizin tıkalı olan burnu 1 haftaya yakın bir süre açılmz ise veya burun delikleri açılmasına rağmen emme işleminden sonra nefes almada hala problemler yaşıyor ise doktorunuzu ziyaret edin.

BEBEĞİMİN BURNU TIKALIYKEN GECE DAHA RAHAT UYUYABİLMESİNİ NASIL SAĞLARIM ?

Bildiğiniz gibi üşüttüğünüzde yatarken durum çok daha zor bir hale gelebilir, bu bebeğiniz için de aynıdır. Gündüz uykuları sırasında mukusun boşalmasına yardımcı olmak için mümkün olduğu kadar bebeği dik tutmaya çalışın. Eğer yapabilirseniz bebeğinizi arabasının koltuğunda ya da salıncakta uyumaya teşvik edin.

Ayrıca uyurken başını hafifçe yükseltmek isteyebilirsiniz çünkü bu nefes almayı kolaylaştıracak bir işlemdir. Küçük bir havluyu katlayın ve bebeğinizin yatağının altına yerleştirerek baş kısmının biraz daha yukarıda kalmasını sağlayın. Ancak tüm bunları yaparken bebeğinize göz kulak olduğunuzdan emin olun.

BEBEĞİMİN BURUN TIKANIKLIĞI İÇİN DOKTORA GİTMEM GEREKİR Mİ ?

Soğuk algınlığı normalde ciddi bir durum olmasa da aşağıdakilerden herhangi birini fark ederseniz doktora gitmelisiniz:
  • Üç hafta oldu fakat soğuk algınlığı hala geçmedi.
  • Üç yaşın altındaki çocuğunuz 38 derece sıcaklığa veya 3-6 aylık bebeğiniz 39 derece vücut sıcaklığına sahip.
  • Çocuğunuz nefes almakta zorlanıyor.
  • Kan tükürüyor.
  • Süreklilik gösteren bir boğaz ağrısı var.
  • Durumu daha kötüye gidiyor gibi görünüyor.

EMZİREN ANNE SAÇ BOYATABİLİR Mİ?

Emziren anne saç boyatabilir mi,hamile anneler saç boyatabilir mi ve emziren annelerin saç boyatırken dikkat etmesi gerekenler.
Sevgili gebeler ve anneler bugünkü yazımda emziren anne saç boyatabilir mi,hamilelikte saç boyanabilir mi ? ve sıkça sorulan diğer konulara değineceğim. Günümüzde bu konu ile ilgili laboratuvar ortamında klinik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucuna göre saç boyasının hamile anne adayına ve bebeğine yüksek derecede zararlar verdiği kanıtlanmamıştır. Fakat saç boyasının hamileler için hiçbir sakıncası yoktur da denilememektedir.

Bir kadının yaptığı saç bakımı sadece saç boyatmak gibi algılanmamalıdır. Saç boyatmanın da çeşitleri vardır. Kalıcı boya, geçici boya ve yarı kalıcı boya gibi. Ayrıca bu işlem sırasında saç renginin hangi renkten hangi renge dönüştürüleceği de önemlidir. Örneğin beyazlaşmış olan bir saçı sarıya boyamak için sadece sarı boya kullanılması yeterli olurken, kahverengi ya da siyah bir saçı sarıya boyayabilmek için öncelikle saç rengini açıcı kimyasallar (hidrojen peroksit) uygulanması gerekmektedir. Yani saç bakımı için uygulanan kimyasal madde ( toksin) içerikli boyalar  hem hamilelikte hem de emzirme döneminde sağlıklı değildir. Boyaların yoğun ve etkileyici kokusu, tene teması, anne adaylarını ve bebeği olumsuz etkileyebilir. Aslında bu konu üzerinde günümüzde ciddi bir araştırma yapıldığı da söylenemez. Sağlık sektöründe boyaların içindeki katkı maddelerinden hareketle sakıncalı olduğu düşünülmektedir. Haliyle bu tip kozmetik ürünlerin yüzde yüz takibi de çok zordur. Çünkü her gün yeni bir ürün piyasaya sürülürken bu ürünleri takibe alabilmek de olanaksızdır. Sadece belli başlı ve çok sık kullanılan markalarda boyanın içeriğinde bulunan maddeler bulundukları miktarları belirtilmekte ve “ önce küçük bir alanda deneyin, alerjiniz yoksa uygulayın “ gibi uyarılarda bulunmaktadır. Eğer hamilelik dönemindeyseniz ve saçınızı boyamak istiyorsanız bu konuda önce doktorunuza danışmanız ve doktorunuzun önerilerine göre hareket etmeniz gerekmektedir. Boyatmaya karar verdiğinizde de bitkisel özlü ve katkısız ( saf kına gibi) olmasına aşırı özen göstermelisiniz.

Diğer Saç Bakım Ürünlerinin Kullanılması Bir Sorun Oluşturur mu?
Saç bakımı sadece saç boyamak ile gerçekleşen bir bakım değildir. Çok değişik yöntemler ve uygulamalar ile de saç bakımı yapılabilir. Her saç bakımın uygulama yöntemi ve uygulanırken kullanılan kimyasal maddeleri ayrıdır. Örneğin; saça perma (kalıcı dalga) işlemi uygulanırken de iki farklı solüsyon uygulanmaktadır. İlk kullanılan solüsyon saçı dalgalı hale getirir ve daha uzun süreli dayanması için ikinci solüsyon uygulanır. Böylelikle ikinci uygulamada dalga sabitlenir. Bu iki uygulamanın da saçta peş peşe uygulanması saçta oluşan dalganın uzun süre bozulmamasını sağlarken, diğer taraftan da kimyasalların tene temas ettiği alanlarda ten tarafından emilmesi de gerçekleşmiş olur. Bu işlem esnasında kimyasallar kişide hem keskin bir koku salar hem de lokal kaşıntılar gibi yan etkilerle sinyaller verir.
Perma gibi bir işlemin aksine dalgalı saçların düzleşmesinde de kimyasal içerikli ürünler kullanılmaktadır. Yani permadan, yarı kalıcı boyaya, saç boyasından, saç düzleştirmeye kadar yapılan tüm uygulamalarda kimyasal maddeler bulunmaktadır. Böyle içeriklere ve uygulamalara sahip olan işlemler hamile olan anne adayları ile emziren anneler için de geçerli olarak kimyasallar içerdiğinden kullanılmamalıdır.

Kadınların saç bakımında sıklıkla kullandığı kalıcı saç boyaları uygulama sırasında aşırı derecede kimyasal bir buhar oluşturmaktadır. Oluşan bu buharın içeriğinde ise amonyak vardır. Yarı kalıcı ya da aralıklı röfle gibi saç bakım işlemleri kalıcı olan boyama işlemine göre daha az kimyasal içermektedir. Ama bu ifade yarı kalıcı ya da aralıklı röfle zararsızdır anlamına gelmez.


Saç Boyasının Kullanılması Konusunda Neden Farklı Fikirler Vardır?
Evet saç boyatma işlemiyle ilgili doktorlar arasında farklı ifadeler bulunmaktadır. Bir grup hekim 3 aydan sonra içeriği bilinen ve fazla kimyasal içermeyen saç boyalarının havadar bir ortamda uygulanmasında bir sakınca olmadığını söylemektedir. Ayrıca emzirme döneminde de süte geçme ihtimalinin bulunmadığını iddia etmektedir. Ama bir kısım hekim de bunun aksini savunmaktadır. Yani tamamen bitkisel olan saf kına gibi ürünlerin hiç kimyasal içermemesi durumunda 3 aydan sonra sakınca olmadıklarını bildirip,emzirme döneminde ise saç boyatan annelerin az da olsa sütüne geçtiğini savunmaktadırlar. Ayrıca kesinlikle hem hamilelik, hem de emzirme dönemlerinde saç boyasının kullanmasını sakıncalı bulmaktadırlar.

Günümüzde yerli veya ithal saç boyaları ile saç bakım setleri ( saç düzleştirme, röfle vb) piyasada takip edilemeyecek kadar çok çeşitlilikte bulunmaktadır. Ve bu ürünlerin çoğu kontrolsüz şekilde satışa sunulduğundan, laboratuvarlarda uzun takipli incelemelerin yapılmasının mümkün olmadığı bilinmektedir. Sadece belirli bazı markalardan birkaç saç boyasının içeriğinde bulunan maddeler ve kimyasalların oranları belirtilmektedir. Bir kısım kullanım kılavuzlarında” hamileler kullanmamalıdır” ya da “ hamilelerin kullanmasında sakınca yoktur” bilgisi bulunurken, pek çoğunda ise bu tür uyarılar bulunmamaktadır. O yüzden boya kullanmaya karar verirken boya kutusunun üzerinde bunlarla ilgili uyarıların da bulunduğunu ve çıkabilecek bir sorunda firmanın sorumluluğunun olmayacağını unutmayınız.

Emziren Anneler Ve Hamileler İçin Bitkisel Saç Boyaları Uygun mudur?
Bir çok uzmanın kimyasal boyalara göre daha zararsız gördüğü bitkisel saç boyaları, içeriğinde kimyasal barındırmayan saç boyaları anlamı taşımaktadır. Hem hamilelik döneminde ilk 3 aydan sonra, hem de emzirme döneminde bitkisel boyalar  (katkısız kına gibi) kullanılabilir. Bitkisel saç boyalarında uygulama sırasında amonyak içeren kimyasal buharlaşma olmaz. Bunun aksine içeriğinde saç kuvvetlendirici saç parlatıcı yağlar bulunmaktadır. Bu sebeple de emziren anneler ile hamile anne adaylarının kesinlikle katkısız olduğundan emin oldukları bitkisel saç boyalarını ilk üç aylık hamilelik dönemi dışında kullanmalarında bir sakınca bulunmamaktadır.

Anne Adayı Kuaförde Çalışıyor İse Ne Yapmalıdır? 
Kuaförlük yapan veya kuaförde çalışan anne adayları hamile anne adayları arasında en fazla riski taşıyanlardır. Çünkü onlar her zaman kimyasal ürünlerle iç içedirler. Kuaförde çalışan ve kuaförlük yapan anne adaylarının dikkat etmesi gereken konular şunlardır:
  • Öncelikle ilk üç ay kuaför ortamında mümkün olduğu sürece çalışmamalıdırlar.
  • Çalışılan ortam sürekli havalandırılmalıdır. (klima ya da vasistaslar sürekli açık olmalıdır.)
  • İşlem esnasında koruyucu kıyafet ve eldiven giyilmelidir.
  • Gerekirse maske kullanılmalıdır,
  • Ayrıca kuaför ortamında yemek, içmek gibi eylemler yapılmamalıdır.


Saçını Boyatan Hamileler Nelere Dikkat Etmelidir?
  • Boya uygulanacaksa eğer ,kesinlikle ilk 3 aylık hamilelik dönemi bitmiş olmalıdır.
  • Toksin içermeyen, amonyaksız saç boyaları tercih edilmelidir (saf kına ve diğer bitkisel boyalar gibi)
  • Boya kutusunun üstündeki saç boyasının kullanım talimatı dikkatle okunmalı ve hamileler ile emziren annelere özel kullanılıp, kullanılamayacağına dair bir not olup olmadığı incelenmelidir.
  • Saça boya uygulanmadan önce cilt üstünde alerji testi uygulanmalıdır.
  • Mümkün olduğu kadar seyrek aralıklarla boya yaptırılmalı, saçlar sık sık boyatılmamalıdır.
  • Boyatma işlemi sırasında kesinlikle havadar bir ortamda olunmalı ve boyama işlemi orada gerçekleştirilmelidir.
  • Mümkünse kişi boyama işlemini kendisi yapmamalıdır. Bir uzman tarafından veya yardımcı olabilecek başka biri tarafından uygulanmalıdır.
  • Saçınıza uygulanan saç boyasını kesinlikle kaş ve kirpik boyamak için kullanılmamalıdır.
  • Boya kutusunun içinde bulunan kullanma kılavuzunda belirtilen süreden daha uzun bir süre boya saçta bekletilmemelidir.

Emziren Anne Saç Boyatabilir Mi?
Emzirme döneminde saç boyatmaya karar veren anneler, eğer saç boyası toksin içerikli, amonyaklı bir boya ise kesinlikle hamilelik döneminde olduğu gibi bu dönemde size de önerilmemektedir. Siz bebeğini emziren anneler, tıpkı hamile anne adayları gibi kimyasal içerikli saç boyaları kullanmaktan kaçınmalısınız. Aksi halde boyadaki zararlı maddeler( kimyasallar, zehir ve toksinler) saç derisi vasıtası ile kana ve oradan da anne sütünüze geçebilir. Bundan dolayı bebeğinizin anne sütünü içerek etkilenmesi söz konusu olabilir.

Siz emziren annelere uzmanlar tarafından genellikle bitkisel boyalar ya da saf kınalar önerilmektedir. Yine de kullanacağınız herhangi bir ürünün kimyasal içermediği yani bitkisel boya olduğu söylenilen boyaların kullanma talimatı okunmadan saçlarınızı boyatmamanız tavsiye edilir. Ayrıca günümüzde piyasalarda bolca bulunan siyah kına diye satılan kınalara da itibar edilmemelidir. Çünkü bu ürünler kına adı altında kınanın gerçek rengini değiştirebilmek için kimyasal boyaların kullanıldığı ürünlerdir.

Eğer boyama işleminiz kuaför ortamında yapılıyorsa genelde saç boya karışımı farklı bir ortamda hazırlanıp getirildiğinden kullanılan ilaçların içeriğini bilmeniz gerektiğini kuaförünüze bildiriniz. Kuaför tarafından kullanılacak olan boyanın kullanım talimatının önceden size gösterilmesi gerektiğini belirtmeyi unutmayınız. Kuaförünüze halen bebek emzirdiğinizi ya da hamile olduğunuzu söylemenizde yarar vardır. Böylece farklı saç renkleri oluşturmak için karıştırılan boyaların birbirleri ile karışması sırasında ki tepkime de önlenmiş olur.

PLASENTA PREVİA

Plasenta Previa, Plasenta Praevia, G, Bebeğin rahim ağzında olması, Plasentanın rahim ağzında olması, Rahme yakın bebek, Rahim ağzı, Gebelik kesesi,
PLASENTA PREVİA NEDİR?
(ÖNDEN GELEN PLASENTA)

Plasenta embriyonun rahimde kendisini yerleştirdiği yerde büyür. Eğer embriyo rahmin altına yerleşirse, plasenta rahim duvarının veya rahim boynunun üzerinde büyüyebilir ve Plasenta Previa'ya neden olur.

Hamileliğin başlarında var olan Plasenta Previa genellikle hamilelik ilerlediğinde kendini çözer. Çünkü uterus genişledikçe plasentayı uzağa rahim boynundan (serviks) yukarı doğru çeker.

Bununla birlikte plasenta hamilelik sırasında herhangi bir noktada rahim ağzını tamamen kaplıyorsa kendiliğinden çözülmesi olası değildir. İki çeşit Plasenta Previa vardır. Plasenta kısmen rahim ağzını kaplıyorsa Küçük Plasenta Previa, tamamen rahim ağzını kaplarsa Büyük Plasenta Previa olarak adlandırılır.

PLASENTA PREVİA'NIN BELİRTİLERİ

Plasenta Previa'nın belirtilerinin uzun bir listesi yoktur ve genellikle ağrıya neden olmaz. Hamileliğinizin ikinci yarısında Plasenta Previa'nız varsa bu vajinal kanamaya neden olabilir. Bunun nedeni plasentanın rahim duvarının içinden uzaklaşmaya başlamasıdır. Bu durum gerçekleştiğinde ise kanama görmeniz muhtemeldir. Genellikle ağrısız olan bu kanamanın cinsel ilişkiden sonra ortaya çıkması da muhtemeldir.

Plasenta Previa'dan kaynaklanan kanama biraz ağır olabilir bu nedenle herhangi bir kanama yaşarsanız doktorunuza daha fazla bilgi verebilmek adına kullandığınız tuvalet kağıtlarını iyi inceleyin. Hamileliğin erken veya geç dönemlerinde lekelenme veya kanama farklı nedenlerden dolayı da gerçekleşebilir yani her kanama Plasenta Previa'nın nedeni olmayabilir fakat yine de doktora bilgi verilmelidir.

Bazı kadınlar kanama ile birlikte ağrı veya kasılmalar da yaşarlar. Eğer kronik mide ağrıları çekiyorsanız doktorunuza danışın. Herhangi bir kanama, kasılma veya ağrınız varsa her zaman hastane ile iletişime geçmeniz gerektiğini unutmayın.


PLASENTA PREVİA'YI TETİKLEYEN FAKTÖRLER

Daha Önce Plasenta Previa Geçirmiş Olmak
Daha önceki bir hamilelik sırasında Plasenta Praevia teşhisi konduysa bu durum minicik bir ihtimalle de olsa tekrarlanmasına neden olabilir.

Daha Önce Sezaryen Olmak
Eğer daha önce sezaryen olduysanız Plasenta Previa olma ihtimaliniz bir tık daha fazladır. 2011 yılında gerçekleştirilen ve BMC Gebelik Doğum Günlüğü dergisinde yayınlanan çalışmalar sezaryenin bu riski artırdığını doğruladı.

'İlk doğumunu normal yapan kadınlar için ikinci doğumda Plasenta Previa oranı 1000 doğumda 4.4 iken ilk doğumunu sezaryen ile yapan kadınların ikinci doğumunda bu oran 1000 doğumda 8.7 idi.'

Sigara İçmek
Hamilelik sırasında sigara içmek bu riski artırabilir. Uzmanlar hamilelikte sigara kullanmanın doğmamış bebeğinize zarar verebileceğini ve birçok gebelik komplikasyonunun riskini arttıracağını belirtmektedir.

Çoğul Gebelik Yaşamak
Daha önce ikiz, üçüz vb. doğumlar gerçekleştirmiş olmak Plasenta Previa riskinizi artırabilir. Bunun nedenlerinden birinin de çoğul doğumlarda genelde Plasenta Previa riskini artıran etkenlerden biri olan sezaryen ile doğum yapmış olmak olduğu düşünülmektedir.

İKİZ GEBELİK BELİRTİLERİ

İkiz gebelik nedir,ikiz gebelik belirtileri ve ikiz gebelik riskleri nelerdir ve ikiz bebek sahibi olmanın yolları.
İKİZ GEBELİK NEDİR?
Hamile kalmak bir çok kadının en büyük hayali ve hayatının büyük bir kilometre taşıdır. İnsanın kendi vücudunda yepyeni bir hayat yaratması kesinlikle bir mucizedir. Bu süreçte yaşanılan bir ikiz gebelik çift nimet olarak görülür. Ancak aynı zamanda tekil gebelikten daha büyük riskler taşıyabilir. İkiz gebeliği genel olarak tanımlarsak ; kadının rahminde iki veya daha fazla bebek olma durumudur. Her anne adayı için birden fazla bebeğe hamile olmak heyecan vericidir ve çoğu çift için mutlu bir olaydır. Bu tür çoğul gebelikler anatomik olarak genellikle birden fazla yumurtanın döllenmesi ve uterusa yapışması ile oluşur. Tıbben ailesinde daha önce ikiz gebelik öyküsü olan ve doğurganlık yardımı almış olan kadınlar için ikiz olma olasılığı daha yüksektir.
İkiz gebelik belirtilerinden önce ,ikiz gebelik kimlerde daha sık görülür?bunlara bakacağız.

Kimlerde İkiz-Üçüz Gebelik Daha Sık Görülür?
  • Çift yumurta ikizlerinin en fazla görüldüğü ülke olan Kenya, tüm gebeliklerin %8'ini oluşturmaktadır. Nijerya'da yaklaşık %5, Avrupa ve Amerika’da ise bu oran %5, Japonya'da ise %1.3'tür. Ülkemizde ise ikiz veya diğer çoğul gebelikleri gösteren istatistiksel bir veri henüz yoktur.
  • İleri yaşlarda meydana gelen gebeliklerde çoğul gebelik olma oranı fazladır. Özellikle 37 yaşta pik yapar. Bu yaşlarda gebe kalmak genç yaşlara göre daha zor olsa kalındığı zaman çoğul gebelik oranı artmaktadır.
  • Bir diğer durumda gebe kalan anne adayının aile hikayesinde ikiz gebelik varsa bu şans dada da artar. (dizigotik ikizler için geçerli)
  • Babanın aile hikayesinde ikiz gebelik varsa bu durum ikiz olmasına etki etmemektedir.
  • İkiz gebelikler sıcak ülkelerde yani gün ışığına fazla maruz kalan ve yaz aylarında yaşayan kadınlarda daha sık görülür.
  • Uzun boylu ve kilolu kadınlarda daha sık görülür.
  • Tıbben klomifen sitrat (yaklaşık %10) veya gonadotropin tedavisi ile gebe kalanlarda (%20-30)daha fazla görülür.
  • Ayrıca monozigotik (tek yumurta) ikizi oluşma şansı hiçbir faktörden etkilenmemektedir. Bu gebelik şekli dünyanın her yerinde belli bir oranda sabittir (1/250). Oranı sadece tüp bebek uygulamalarında artmaktadır.


İKİZ GEBELİK BELİRTİLERİ
İkizlere hamile olan bir kadında ilk işaretlerinden biri olan aşırı sabah bulantısı görülür. Genellikle hamile kadınların yaklaşık % 50 sinde gebeliğinin ilk üç ayında mide bulantısı ve kusma görülmektedir. Bu durum çoğul gebelik yaşayan anneler içinde geçerlidir. Erken gebelikte,tek gebeliklere kıyasla hafif kanama veya lekelenme görülme olasılığı daha yüksektir. Genelde tüm gebeliklerde görülen işaretler, ikiz gebelik için güvenilir göstergeler değildir. Bu durumun netleşmesi için kullanılan ultrason genellikle ikiz gebeliği çok erken, gebeliğin 5. veya 6. haftası veya gebe kaldıktan 4 hafta sonra gösterebilir.

Şu unutulmamalıdır ki her kadında gebelikler farklı belirtiler gösterebilir. Çoğul gebelikte en sık rastlanan belirtiler şunlardır:
  • Gebenin kilo alımı daha erken  başlayabilir ve daha fazla olabilir.
  • Çoğul gebeliğe sahip bir kadının rahminin büyümesi daha fazla olur. Buna bağlı olarak karnı daha belirgin olur.
  • Bu gebeliğe sahip olan bir kadında bulantı ve kusma şikayetleri daha fazla olabilir.
  • Gebede yorgunluk ve halsizlik daha fazla olabilir.
  • Genellikle bazı ikiz hamileliklerde bebek hareketleri daha erken aylarda başlar ve bebeğin hareketleri daha sık hissedilir.
  • Kanda yapılan gebelik testi (Beta-HCG) sonucu ikizlerde daha yüksek çıkar.
  • Bu gebeliğin 4. ayında  AFP testi yapılır. Test sonucu normal gebeliklere göre ikiz gebeliklerde daha yüksek çıkar.
  • Uterus, gebelik tarihleri için beklenen tarihten daha büyük olur.
  • Gebede görülen sabah bulantılarının artması.
  • İştah artışı ile birlikte özellikle erken gebelikte aşırı kilo alma görülür.
  • Gebenin karın bölgesinin dışında aynı zamanda midesinin farklı bölümlerinde fetal hareketler hissetmesi.

Yukarıda belirttiğim gibi burada belirtilen belirtiler her zaman görülen kesin ve net durumlar değildir. Örnek vermek gerekirse ; bir tekiz gebelikte bulantı ve kusma başka bir ikiz gebelikten daha fazla olabilir. Yukarıda verilen belirtilere bakarak bir gebeliğin ikiz olduğunu tahmin etmeye çalışmak çok yanıltıcı olabilir.

ÇOĞUL GEBELİK NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Günümüzde gelişen tıp sayesinde birden fazla fetüsün teşhisi artık gebeliğin erken döneminde yapılmaktadır. Uzman tarafından tam bir tıbbi öykü ve fiziki muayene ile tanı aşağıdakiler kullanılarak koyulabilir.

Gebelik Kan Testi
Bu gebeliklerde yapılan kan testinde HCG düzeyleri tekil gebeliklere göre oldukça yüksek olabilir.

Alfa-Fetoprotein
Bu protein testinde fetal karaciğer tarafından salınan ve annenin kanında bulunan proteinin seviyelerine bakılır. Birden fazla gebeliklerde kandaki protein yüksek çıkabilir.

Ultrason
Günümüzde tıpta sıkça kullanılan ultrason kan damarlarını, dokuları ve organların görüntülerini oluşturmak için yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan bir tanılama görüntüleme cihazıdır. Ultrasonların uygulama yöntemlerinden biri olan vajinal transdüser ile gebeliğin erken dönemlerinde de bebeğe bakılabilir.
Ultrason cihazı ile çoğul gebeliklerin neredeyse tamamı ilk üç ayda teşhis edilebiliyor. Bunun yanında,bazı ikizler ölür ve gebeliğin ilk yarısında düşebilir. Bu yüzden birden fazla gebeliği olan kadınlara yaklaşık 11 hafta 0 gün ile 13 hafta 6 gün arasında bir ilk trimester ultrason taraması yapılmalıdır.

ÇOĞUL GEBELİK ANNE VE BEBEK AÇISINDAN RİSKLİ Mİ?
Çoğul gebeliklerde ilk üç ay içinde görülen düşükler tekil gebeliklere göre daha sıktır. Gebeliğinizin ilk üç ayı sorunsuz geçirilse de en başta karşılaşılan risk erken doğum ve buna bağlı düşük doğum ağırlığı olacaktır.Buna bağlı olarak çoğul gebeliklerde gebelik zehirlenmesi, gebelik şekeri, doğum sonrası kanama, kansızlık, tiroid rahatsızlıkları ve kemik erimesi daha fazla gözlenmektedir. Ayrıca tek yumurta ikizlerinin gebelikte ilerleyen süreci, çift yumurta ikizlerinden farklıdır ve farklı riskler içerir. Yani bunlar ikizden ikize transfüzyon riski, ikiz anemi polistemi sekansı, ikiz ters arteryel akım fenomeni gibi bebekler açısından görülen risklerdir. Bu durumlar uzman tarafından özel takip ve tedavi gerektiren durumlardır. Eğer takip edilmezse anne ve bebek ölümü ile sonuçlanabilir. Çoğul gebeliğin tekillere göre görünen tek avantajı, daha çok sayıda bebeğe, daha az gebelik sayısı ile aynı anda sahip olmaktır. Haliyle kardeşlerin bir arada büyümesi de sosyal anlamda aile için bir kazanç olarak görülmektedir.

Anatomide doğal olarak ortaya çıkan bir olgu olmasına rağmen çoklu gebelikler yüksek riskli gebelik olarak kabul edilirler. Bu gebeliklerde hem anneye, hem de bebeklere yansıyan riskler vardır. Öncelikle sizlere tavsiyemiz ikiz bir gebeliği belirlemek için daha iyi ve güvenilir bir yöntem olan ultrason ile incelenmesidir. Çünkü;ultrason monitöründe doktorunuz genellikle iki cenini ve iki kalp atışını kolaylıkla ayırt edebilir ve net bilgi verebilir.


İKİZ BEBEK SAHİBİ OLMANIN YOLLARI
Sevgili kadınlar eğer ikiz bebek sahibi olmak istiyorsanız, bu ihtimali etkileyen faktörler ile alakalı farklı yollar deneyerek şansınızı arttırabilirsiniz. Aşağıda sıralayacağım öneriler halk arasında ve tıpta sıkça uygulanan yöntemlerdendir. Lütfen size dokunabilecek(alerjik) seçenekleri uygulamayınız.

Süt Ürünleri Tüketin
Yapılan bir araştırmaya göre, süt ürünleri ile gebelik arasında büyük bir ilişki vardır. Günlük hayatında çok süt ve süt ürünü tüketen kadınlar, diğer kadınlara oranla 5 kat daha fazla ikiz bebek sahibi olma şansına sahiptir. Bunun nedeni olarak da sütte bulunan büyüme hormonu gösteriliyor.

Doğum Kontrol Hapı Kullanmayın
Bir korunma yöntemi olan doğum kontrol haplarının, ikiz bebek doğurma şansınızı düşürdüğü de söylenmektedir. Bu sebeple doğum kontrol haplarını bırakın ve vücudunuzun kendi hormonal düzenine dönmesini bekleyin. Belki bu kez bir ikiz bebeğiniz olur.

Emzirme Döneminde Hamilelik
Eğer yeni bir bebeğiniz doğmuşsa ve emziriyorsanız bu sırada yapacağınız bebeğin ikiz olma olasılığının normal zamanlara göre daha fazla olduğu da söylenmektedir. Sebebi vücudun emzirme döneminde salgıladığı hormondur ve bu hormon da ikiz bebek oluşumuna olanak verir.

Eşinize Bol Çinkolu Besinler Yedirin
Bu da kolay uygulanacak bir yöntemdir. Evde yapacağınız yemeklerinizi daha çok yeşil yapraklı sebzelerle ve istiridye gibi gıdalarla yapın. Bu gıdalar çinko bakımından zengin gıdalardır ve sperm üretimini uyarır. Bu sayede eşinizin birden fazla yumurta dölleme olasılığını arttırmış olursunuz.
Bu tavsiyelerin yanında doğal otlar deneyerek de ikiz gebelik şansınızı arttırabilirsiniz.

Çuha Çiçeği Yağı
Yüzyıllardır kullanılan çuha çiçeği yağı doğurganlığı arttırmasıyla ünlüdür. Çuha çiçeği üreme sistemi içindeki hormonların düzgün üretilmesini sağlayan ve sağlıklı sperm üretimiyle birlikte ikiz bebek oluşumu için de yardımcı olmaktadır.

Meyan Kökü
Yine halkımızda da çok sık kullanılan bu tatlı ot, adet ve yumurtlama döngüsünü düzenleyerek, günlerinizi takip etmenizi kolaylaştırır. Bunun yanında meyan kökü, testosteron ve östrojen seviyesini kontrol etmekte de görevlidir. Yine meyan kökünün tüm gebelik dönemini desteklediği ve ikiz bebek oluşumuna da yardım ettiği söylenmektedir.

Keten Tohumu Yağı
Genellikle diyetlerde kullanılan keten tohumu yağı, kadınlarda doğurganlığı arttırmak ve ikiz bebek sahibi olmak için kullanılır. Yine meyan kökü gibi adet döngüsünü düzenler ve ikiz bebek oluşumuna yardımcı olur.

Tatlı Manyok
Bu ot dünya genelinde doğurganlık üzerindeki etkisi ile bilinen en verimli bitkidir.
Vücutta hiper ovülasyon özelliği yarattığından ikizleriniz olma şansını arttırır.

Maca Kökü
Maca kökü, hormonal düzene yardımcı olur ve kadının doğurganlığını arttırır.
Erkekler üzerinde de aynı etkiyi yapan bu kök sayesinde ikiz bebek sahibi olma şansınız daha da artar. Bu otu kolaylıkla aktarlardan elde edebilirsiniz ve bu doğal yöntemi uygulayabilirsiniz.

Hayıt Otu
Yine halkımızca sık kullanılan hayıt otu, polikistik yumurta sendromu yani PCOS hastalığından muzdarip kadınların tedavisi için değerli bir ottur. Bu ot, hormon seviyelerine yaptığı etki sayesinde androjen düzeyini düşürür ve kadınlarda daha kaliteli yumurta oluşumuna yardımcı olur.
Ayrıca kadında hastalık nedeniyle oluşan kistler yumurta oluşumunu olumsuz etkilediğinden bu ot, yumurta kalitesini iki katına kadar çıkarabilmektedir. Bunun yanında bu sonuç ikiz bebek oluşum şansını da iki katına çıkarır.

İKİZ BEBEK SAHİBİ OLMAK İÇİN HORMON TAKVİYELERİ
İkiz bebek sahibi olmanın doğal yöntemlerin bir diğeri de vücuttaki hormonları düzenlemektir.
Hormonlar ikiz bebek sahibi olmakta çok önemli bir yere sahiptir ve bu hormonları yönetebilmek de ikiz bebek sahibi olma şansınızı arttırır.
Bu nedenle doktorunuza danışarak hormon takviyeleri almayı deneyebilirsiniz.

Folik Asit Takviyesi
Bu hormon takviyesi ile ilgili Avustralya’da yapılan bir araştırmada görüldü ki, bir kadının gebelik öncesi aldığı folik asit takviyesi, ikiz bebek sahibi olma olasılığını arttırıyor.
Bununla ilgili zıt sonuçlar da ortaya konsa bile folik asit takviyesiyle birlikte multivitamin takviyesi almak, sizin sağlıklı ikiz bebekler doğurmanıza yardımcı olmaktadır. O yüzden size tavsiyem gebe kalmaya karar verdikten sonra folik asit kullanmaya başlamanızdır.

Gonadotropin
Gonadotropin adındaki bu ilaçların, genel yumurta sağlığını ve olgunluğunu arttırıp ikiz bebek sahibi olmanızı sağladığı söylenmektedir. Bununla birlikte kadınlarda birden fazla yumurta oluşumuna da yardımcı olabilen bu ilacı doktorunuzun reçeteye yazmasıyla alabilirsiniz.

Progesteron
Genellikle gebelikte en çok ihtiyaç duyulan hormondur. Progesteron hormonu, kadının rahim duvarını güçlendirir ve bu da oluşan ikiz bebeklerin daha rahat tutunmasını sağlar. Çünkü ikiz bebek sahibi olmak kadar bu ceninlerin anne karnında hayata tutunmaları da önemlidir. Siz de isterseniz uzman tarafından alacağınız progesteron takviyesiyle olası ikiz bebek oluşumunda, düşük oranınızı azaltabilirsiniz.

Sonuç
Tüm bu zorluklarına rağmen bebek sahibi olmak isteyen her anne,her baba ikiz bebeklerinin olmasını hayal eder. Ancak her 100 hamilelikten yalnızca 3 tanesinde sağlıklı şekilde ikiz bebek dünyaya gelir.
Ama yazıda sizlere önerdiğimiz gibi uygulayacağınız bazı yöntemlerle bu olasılığı arttırabilirsiniz.
Aslında uygulanacak olan bu yöntemlerin çoğu, hormon düzeylerini ayarlamak ile alakalıdır. Eğer siz de denemek isterseniz, doğal otlarla ya da dışarıdan alacağınız hormon takviyeleriyle ikiz bebek sahibi olma ihtimalinizi arttırabilirsiniz. Boş şanslar :).

LOHUSALIK DÖNEMİ NEDİR?

Lohusalık dönemi nedir ve lohusa döneminde annenin yaşadığı psikolojik durumlar nelerdir?
LOHUSALIK DÖNEMİ NEDİR?
Lohusa dönemi doğumdan sonraki ilk dönem olarak nitelendirilen bir dönemdir. Bu süreç yaklaşık olarak 40 gün (6 hafta) kadar sürer. Doğumdan sonra annenin gebelik döneminde değişen hormonları eski haline döner ve annelik duygusuyla beraber bu hormon değişikliği kimi zaman lohusa depresyonuna yol açabilir.

Bu dönemde anne adaylarının gebelik sürecinde hissettikleri heyecan bir anda yerini annelik duygusuna bırakınca ortaya çıkan bu ruh hali, annenin psikolojisini doğrudan etkilemektedir. Bu ruh hali sosyal yaşamınızdan aile içi düzeninize kadar neredeyse hayatınızın tamamına yakın bir bölümünün değişmesine yol açar ve bu da kişide endişe ve korkuyu beraberinde getirir.

Genellikle annenin bebeğini kucağına almasıyla birlikte hissedilen o mükemmel duyguyla birlikte annede artan sorumluluklar lohusa depresyonunu tetikleyebilir. Buna ek olarak annede bebeğine karşı yetersizlik endişesi ortaya çıkmaktadır. Hem hormonsal değişiklikler hem de fiziksel değişiklikler doğum sonrasında kadınların psikolojisinde sarsıntılara neden olabilir.

Bu psikolojideki anne doğumdan sonra bebeğine karşı yetersiz kalacağı hissine kapılır ve sürekli olarak endişe duyar. Ancak bazı anneler bu süreci hafif olarak atlatır,bazıları ise ağır bir depresyon sürecine girer. Bu nedenle lohusalık döneminde annenin yanında aile büyüklerinden tecrübeli birinin  refakat etmesi sağlıklı olur.

Lohusalık döneminde babanın da yardımı oldukça önemlidir. Annenin üstündeki tüm sorumluluk ve tek başına mücadele etme durumu lohusa depresyonuna yakalanma riskini oldukça arttırır. Ama bu süreçte anneye destek olan ve bebeğinin bakımıyla ilgilenen baba/eş, annenin lohusalık dönemini kolayca atlatmasına yardımcı olabilir.


LOHUSA PSİKOLOJİSİNDEKİ DEĞİŞİMLER
Bu dönemde bir çok annede psikolojik değişimler meydana gelmektedir. Bu psikolojik durumlar da kendi içerisinde dallara ayrılmaktadır. Gelin şimdi lohusa dönemindeki depresyonlar ve değişimler nelerdir? bunlara bakalım.

LOHUSA DÖNEMİ DEPRESYONU
Annede lohusalık depresyonunu tetikleyen birçok sebep bulunmaktadır. Bu nedenlerin başında  annenin gebelik sürecinde yaşadığı sıkıntılar, beklenmeyen gebelik ve aile içi sorunlar gelmektedir. Bu ve bunun gibi bir çok etken lohusa depresyonuna karşı etkili bir rol oynamaktadır. Öncelikle annenin yanında ailesinin olması gerekmektedir. Bu destekleri manevi olsa da ev işleri konusunda da yardımcı olunması gerekmektedir. Bu annede yaşanılacak depresyona karşı etkili bir önlem olacaktır.

Annenin yaşadığı erken gebelikler sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu da lohusa depresyonunu doğurur . Ayrıca erken evliliğin getirdiği sorumluluklara annelik duygusunun eklenmesiyle birlikte hissedilen yük, ağır bir lohusa depresyonuna neden olmaktadır. Bu sebepten dolayı öncelikle eşlerin maddi ve manevi olarak hazır olmaları oldukça önemlidir.

Bu süreci bazı kadınlar hafif atlatırken, bazı kadınlar ise oldukça ağır bir şekilde geçirmektedir. Annede görülen lohusa depresyonunu derecesine göre nitelendirmek gerekirse;

Lohusa Sendromu: Bir diğer adıyla “annelik hüznü” olarak bilinmektedir. Bu psikolojik süreçte annede çabuk sinirlenme, unutkanlık, dikkat bozukluğu, ağlama isteği ve bunaltı gibi durumlar gözlenmektedir. Psikolojik olarak uzman tarafından tedavi gerektirmeyen bu süreç ortalama 7 ile 10 gün arasında sürmektedir.

Lohusa Psikozu: Doğum sonrası görülen en ağır depresyon şeklidir. Lohusa psikozu lohusa sendromuna kıyasla oldukça ağır geçen ve uzun süren bir depresyon sürecidir. Bu depresyona yakalanan anne mutlaka psikolojik bir destek almalıdır. Lohusa psikozunda annede halüsinasyon görme ve sürekli olarak bebeğe zarar verebilme endişesi gibi durumlar görülmektedir.

Şimdi lohusa depresyonunda annede görülen belirtilere bakalım:

Lohusa Depresyonu Belirtileri
  • Mutsuzluk,
  • Sürekli ağlama isteği,
  • Aşırı sinirlilik,
  • Boşluk duygusu,
  • Panik atak,
  • Unutkanlık,
  • Konsantrasyon güçlüğü,
  • Kendini dışlanmış hissetme,
  • Sosyal hayattan kendini soyutlama,
  • Bebeğe zarar verebilirim korkusu/endişesi,
  • Bebeği istememe,
  • Bebekle ilgilenmeme.

LOHUSA DÖNEMİ MELANKOLİSİ
Yine lohusalık depresyonunda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu melankolik ruh hali, doğum sonrasında kadınların yaklaşık %80’inde görülmektedir. Özellikle doğumdan sonraki ilk haftada yoğunluk gösterir . Eğer annede görülen lohusa dönemi melankolisi 2-3 haftadan uzun sürerse mutlaka psikolojik bir destek alması gerekmektedir.

Bu depresyon hali genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden ortadan kalkar.  Ama bu süreçte annede bu ruh hali; sürekli ağlama, üzgün görünme, sinirlilik ve iştahsızlığa varan bir tablo oluşturabilir. Bu dönemde bu psikolojide olan bir annenin, bir yakınından destek görmesi oldukça önemlidir. Annede görülen ağlama krizleri, kendini mutsuz hissetme ve sinirlilik gibi durumların boy gösterdiği ilk haftada aile büyüklerinden birinin annenin yanında refakat ederek her konuda ona yardım etmesi oldukça önemlidir.


LOHUSA DÖNEMİ “PSİKOZ”U
Yine lohusa dönemi depresyonlarının en ağır şekli olan psikoz; annede düşünce bozukluğu ve halüsinasyon görmeye kadar giden ağır bir depresyon sürecidir. Bu süreçte olan bir annenin mutlaka psikolojik destek görmesi gerekmektedir.

Bu süreçte annenin aşırı takıntılı olması,gerçek olmayan şeyleri duyup gördüğünü iddia etmesi bebek üzerinde aşırı korumacı bir görev üstlenmesine neden olabilir. Bu ruh halindeki annenin bebeğine her an zarar verebileceğini düşünmesi nedeniyle ona karşı korkuyla yaklaşması bu durumun belirtilerinden biridir.

Bu rahatsızlıkta psikolojik destek olmadan iyileşmenin sağlanamaması veya çok zor sağlanması ihtimali yüksek olduğundan annenin mutlaka bir uzman yardımı alınması gerekmektedir. Eğer destek alınmazsa bu tip vakalarda intihara varan girişimler söz konusu olabilir. Bu durumda psikolojik olarak destek alan bir annenin yaklaşık 2-3 haftalık bir terapi sürecinde hastanede yatması söz konusu olabilir.

Lohusalık Döneminden Sonra Ne Zaman Cinsel İlişkiye Girilir?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi lohusalık dönemi, doğum işleminin gerçekleşmesinden sonraki süreçtir. Doğum esnasında büyük bir yük taşıyan ve sonucunda da büyük bir yorgunluk ile karşı karşıya kalan anne,bu yorgunluğun sanki sürekli süreceğini ve hiç bitmeyeceğini düşünür.

Lohusa döneminde olan bir anne genellikle çocukla ilgilenme işleri, gece uykusuzluk, bebek ağlaması gibi sorunları kafaya takar. Bu durumlardan başka bir şey düşünmeme durumuna kadar gelir. Böyle bir psikolojide olan bir kadın cinsel ilişki eylemini aksatır ya da cinsel ilişki eylemine uzak durabilir. Bu isteksizlik çok normaldir.

Bu konuda uzmanların yaptığı açıklamalara göre, doğumdan sonra vajinal bölge ciddi tahriş meydana gelmektedir. Bundan dolayı doğumu gerçekleştiren anne,o bölgenin ilişki esnasında ağrı ve acı vereceğini düşünür. Bu düşüncelerin kadının üstünden kalkması ise ortalama 4 ile 6 hafta arasında sürmektedir. yani uzmanlarca da önerilen doğumdan sonra 4 veya 6 hafta sonra ilişkiye girilmesi gerektiğidir.  Yeni doğum yapan bir annede lohusalık dönemi en fazla 4 ile 6 hafta sürmektedir. Ancak bu süre içerisinde kadın tekrar cinsel ilişkiye girmek için kendisini hazır hissedebilir.

Lohusalık Döneminde Nelere Dikkat Edilmeli?
Bu dönemde hem annenin, hem de onun en büyük destekçisi olan babanın bazı şeylere çok dikkat etmesi gerekmektedir. Kadın ve erkek tarafından bu lohusalık döneminin kolay ve hızlı şekilde atlatılması isteniyorsa, her iki tarafında aşağıda yer alan gereksinimleri yerine getirmesi gerekmektedir.

İşte, lohusalık döneminde dikkat edilmesi gerekenler…
  • Vajinal bölgedeki akıntıların ve kanamaların iyi gözlenmesi gerekmektedir.
  • Doğumdan sonra atılan doğum dikişlerine özen gösterilmeli ve dikkat edilmelidir.
  • Doğum sonrası gidilmesi gereken rutin muayenelere kesinlikle gidilmelidir.
  • Doğumdan sonra yaşanan tuvalete çıkma korkusu atılmalı, rutin olarak tuvalet ihtiyacı giderilmelidir.
  • Annenin önce bebeğe verilen anne sütünün yetmeyeceği düşüncesinden kurtulması gerekmektedir.
  • Süt kanallarının tıkanmasını engelleyin. Gerekirse uzman doktordan bilgi alın.
  • Uzman doktorunuzla görüşerek, ilaç kullanmanız gerekirse, hangi ilaçlar olacağını yeniden görüşün.
  • Vücudunuzda yer alan şişkin bölgeler psikolojinizi bozmasın. Doğum sonrası normal bir olaydır.
  • Bebeğinizi uyuttuğunuz süre içerisinde siz de kesinlikle uyuyun. Çünkü bir süre onunla uyuyup onunla uyanacaksınız.
  • Depresyona girmemek için çevrenizden yardım isteyin. Psikolojiniz bozulduysa kesinlikle yakınlarınız ile bir arada olun.
  • Doğumdan sonra cinsel ilişkiye girmeme hissi sizi korkutmasın. Yaklaşık 4-6 haftalık bir süreç içerisinde cinsel ilişkiye girme hissi tekrar gelecektir.

KİMYASAL GEBELİK BELİRTİLERİ

Kimyasal gebelik belirtileri,teşhisi,tedavisi ve kimyasal gebelik sonrasında gebelik.
KİMYASAL GEBELİK BELİRTİLERİ, NEDENLERİ VE TEŞHİSİ
Tıpta kimyasal gebelik çok erken olan düşük demektir. Aslında kimyasal gebelikte bir gebelik kesesi  vardır fakat bu gebelik çok erken dönemde düşükle sonlanır. Anatomik olarak kimyasal gebelik yumurtanın rahim duvarına tutunamaması sonucu oluşur. Aslında gebeliklerde yaygın bir durum olan kimyasal gebelik, ilk gebeliklerin hemen hemen yarısından fazlasında görülür. Ama genellikle anne adayı tarafından fark edilmemektedir. Ancak günümüzde artık bu tür gebelikleri yüksek bir hassasiyetle test edebilecek gebelik testleri de bulunmaktadır.

Kimyasal Gebelik Belirtileri Nelerdir?
Kimyasal gebelik durumunda genellikle aşağıdaki belirtiler görülmektedir.
  • Adet gecikmesi,
  • Vajinal kanama,
  • Pozitif hamilelik testi,
  • Adet kanamasından 1 hafta önce hafif lekelenme,
  • Pozitif test sonucundan sonra vajinal kanama olması,
  • Hafif adet kanaması,
  • Karın krampları,
  • Kanda HCG seviyesinde düşüş,
  • Aşırı halsizlik,
  • Mide bulantısı,
  • Oldukça hafif karın krampları,
  • Düşük hCG hormon düzeyi,
  • Genellikle ağır adet geçiriyorsanız, hafif kanama görülür,
  • Genellikle hep zamanında adet oluyorsanız, adetiniz gecikebilir.
Kadınlar bu gebeliklerde genellikle hafif ya da şiddetli bel ağrısından, karın ağrısından, adet dönemine benzer kramplardan şikayetçi olmaktadır. Bu gebelikte aynı zamanda mide bulantısı ve göğüslerde düşük duyarlılık da ortaya çıkmaktadır.


Kimyasal Gebelik Neden Olur?
Kimyasal gebeliğin bir çok nedeni olabilir. Örneğin; yetersiz rahim astarı, enfeksiyonlar,düşük hormon seviyeleri ve luteal faz defekti bu nedenlerden sadece bazılarıdır. Bunlarla beraber kimyasal gebelik nedenleri arasında bulunan en yaygın bilimsel varsayım, kimyasal gebeliklerin gelişen fetusteki kromozomal sorunlara bağlı olarak oluşmasıdır. Bu durumda genelikle yumurta veya sperm kalitesinin kötü olması, fetusteki anormal hücre bölünmesi , anne ya da babadan kaynaklanan genetik anormallikler neticesinde meydana gelir.

Kimyasal gebeliğin oluşmasındaki diğer etkenler:
  • Embriyonun oluşumunu engelleyen kromozal ya da genetik anormallikler,
  • Yerleşmeyi önleyen rahim anormalliği,
  • İnce ya da yetersiz rahim kanalı,
  • Progesteron seviyesinin normal olmasına rağmen kanalın kalınlaşmaması,
  • Doğuştan ya da sonradan edinilmiş çeşitli rahim anormallikleri,
  • Hormon düzeylerindeki anormallikler,
  • Duygusal sıkıntılar ve stres,
  • Zayıf beslenme ve folik asit gibi vitamin eksiklikleri,
  • Klamidya, frengi ya da toksoplazmoz gibi bazı enfeksiyonlar,
  • Zamanında tedavi edilmeyen tiroit hastalığı gibi bazı sistematik hastalıklar,
  • Fetüsün rahim dışında yerleşmesi,
  • Pelvik enfeksiyon geçmişi,
  • Gebeliği sürdürmeyi zorlaştıran hormon eksikliği,
  • Annede bebeğe zarar veren bağışıklık faktörleri,
  • Tedavi edilmeyen tiroit hastalığı veya diğer sistemik hastalıklar,
  • Yumurta çürümesi,
  • Çeşitli vücut enfeksiyonları,
  • Alkol, tütün ya da uyuşturucu kullanımı,
  • Embriyo oluşumunu önleyen kromozal/genetik anormallikler kimyasal gebeliğe neden olan diğer etkenlerdir.

Dış Gebelik İle Kimyasal Gebelik Aynı Şey Midir?
Genellikle insanlar tarafından dış gebelikle ve kimyasal gebelik birbirine karıştırılmaktadır. Gebelikte yaşanılan bu iki durum da tamamı ile birbirinden farklıdır. Kimyasal gebelikte durum şöyledir. Kanda bulunan HCG değeri hızlı bir şekilde azalır ve vücut kendisi düşüş işlemini gerçekleştirir. Böyle bir durum anlaşıldığında kimyasal gebeliğe derhal müdahale edilmesi gerekir çünkü fazlası ile riskli bir durumdur. Genellikle kimyasal gebelikler klinik olarak teşhis edilebilecek düzeye gelmeden, kendi kendine sonlanır. Hamile kalan anne adayları gebe kaldıklarını dahi bilmeden, durumun farkında bile olmazlar. Adet gecikmesinin ardından yapılan gebelik testleri ile kimyasal gebelik tam anlamı ile fark edilmez. Yazının başında da ifade ettiğim gibi, kimyasal gebeliklerin büyük bir kısmı, adet kanaması ile beraber sonlanmaktadır. Kısaca bir çok anne adayı, böyle bir durumun farkına bile varmadan, hamilelik oluşur ve sonlanır. Bu nedenden dolayı da, kimyasal gebelik tıpta ve halk arasında 'sessiz düşük' olarak da ifade edilmektedir. Böyle bir durumda yapılan testler ile hamilelik anlaşılırsa, genellikle dış gebelik şüphesi de doğabilmektedir.


Kimyasal Gebelik Nasıl Teşhis Edilir?
Genellikle tıbben kimyasal gebelikler kan testiyle teşhis edilebilir. Uzman hekim kan testiyle anne adayının HCG düzeylerini ölçer. Eğer anne adayının kanında görülen HCG düzeyinde ani bir düşüş varsa uzman hekim çok erken bir düşük vakasından şüphelenebilir. Ek olarak HCG testinden sonra hekim daha net bir karar vermek için ayrıca bir ultrasonda çekebilir. Yapılan bu ultrason anne rahmindeki bir yaşam belirtisini belli edecektir. Ortada bir kimyasal gebelik varsa anne rahminde bir kalp atışının olmadığı tespit edilir ve bir implantasyon görülmeyebilir.

Kimyasal Gebeliğin Tedavisi Nasıl Yapılır?
Kimyasal gebelik vakası kesinleştiyse ve Beta-HCG zaman ile normal bir şekilde sıfıra düşerse, herhangi bir tedavi veya kürtaja gerek kalmaz. Böyle bir durumda Beta-HCG kan değerinin düşüşünün kontrol altına alınması ve düzenli bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. HCG değerlerinde düşüşün olmaması halinde, dış gebelik veya başka bir patoloji olmaması bakımından, değerlendirme altına alınması gerekmektedir.

Kimyasal Gebelik Nasıl Önlenir?
Tıpta kimyasal gebeliği önlemenin bir yolu bulunmamaktadır. Yani önceden yapılan ne bir tedavi ne de önleyici bir ilaç bulunmamaktadır. Çünkü yaşanılan bu durum kontrol dışı bir durumdur. Genellikle kimyasal gebeliklerin çoğu embriyodaki bir sorundan kaynaklandığından önlenemez. Başka bir yönü ile anne adayının yaşam tarzındaki ufak değişiklikler gelecekteki olası düşük risklerini azaltabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının başında sigaradan uzak durmak ve uyuşturucu madde gibi yasak maddelerden uzak durmak gelir. Bu sağlıklı bir gebelik için önemlidir.

Kimyasal Gebelik Sonrası Tekrar Gebelik
Sevgili anne adayları önceki süreçte yaşadığınız kimyasal gebelik sonrasında yeniden hamile kalmanızda bir sakınca yoktur. Yani yaşanmış olunan bir kimyasal gebelikten hemen sonra tekrar bir gebelik yaşayabilirsiniz. Rahminizde oluşacak olan yeni döllenme kimyasal gebelikten etkilenmez. Ayrıca adet döngünüz normal olarak devam eder ve bir sonraki adet döngünüz bir öncekinden daha uzun olabilir.
Sıkça görülen kimsayal gebeliğin bir tür sağlıksız emriyonun henüz olgunlaşmadan yani klinik gebeliğe dönüşmeden dışarı atılması olduğunu söylemiştik. Böyle bir durumdan sonra bir sonraki dönemde daha sağlıklı bir embriyo oluşturmak mümkün hale gelebilmektedir. Yani ikinci gebeliğiniz büyük bir oranda daha sağlıklı olacaktır.
Bu durumu yaşayan anne adaylarının,doktorlarına daha sık başvurması ve kan testlerini zamanında yaptırması son önemlidir. Bu dönemde alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklardan ve hamilelerde kullanımı uygun olmayan ilaçlardan kaçınmanız gerekmektedir. Ayrıca folik asit kullanımı da daha sağlıklı bir hamileliğin başlangıcı için doktorlar tarafından sık sık önerilmektedir. Yani gebelik planlamanızda önce folik asit kullanmaya başlamanız sizin yararına olacaktır.

Kimyasal Gebelik Sonrası Ne Kadar Süre Korunmak Gerekir?
Anne adayları kimyasal gebelik sonrasında 2-3 ay doğum kontrol yöntemlerinden herhangi biriyle korunmanız yeterlidir. Yaklaşık olarak bu süreden sonra tekrar hamile kalmanız daha sağlıklıdır.

KÜRETAJ NEDİR VE NASIL YAPILIR?

Küretaj nedir,küretajın nedenleri,aşamaları,kürtaj sonrası gebelik.
KÜRETAJ NEDİR?
Kürtaj terimi tıbben rahim içerisinden herhangi bir dokuyu birtakım aletler ile kazıyarak alma işlemi için kullanılır. Alınan dokular gebelik ürünü olabileceği gibi biyopsi ya da tedavi amaçlı alınan dokular da olabilir.

Gebelik küretajı rahim içine yerleşmiş olan gebeliğin hastanın isteğiyle veya tıbbi zorunluluk nedeniyle hastanın yazılı onayı alınarak, çeşitli yöntemler ile sona erdirilmesidir. Şu bilinmelidir ki,kürtaj kesinlikle bir doğum kontrol yöntemi değildir.

İsteğe bağlı olarak küretaj yaptırmak isteyen kadının ilk gözlemleyeceği şey hamile olduğunu öğrenmesidir veya adetinin geciktiğini fark etmesidir. Bunlardan biri olduğunda bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurarak hamile olup olmadığını öğrenmeli, hamile ise gebeliğinin kaç haftalık olduğunu ultrasonografi ile kesinleştirilmelidir. Uzman hekim başvuran hastanın genel ve kadın hastalıkları açısından sağlık durumunu değerlendirir, küretaja mani olacak herhangi bir sağlık sorunu olup olmadığına bakar.

Kimler Küretaj Yaptırabilir?
Her kadın küretaj olabilir. Kürtaj işleminde evli olup olmamak önemli değildir. Tıbbi bir zorunluluk varsa (anormal bebek veya gebelik annenin hayatını tehlikeye sokuyorsa ) gerekli kanuni dokümanlar hazırlanarak imza alınır. Ardından uygun aydaki bebek alınabilir.

Küretaja karar veren bir kadın için gebeliğin sona erdirilmesindeki en önemli aşama duygusal kararlılıktır. Öncelikle hasta psikolojik ve duygusal olarak bu işleme hazır olmalıdır. Kişinin sosyal konumu, ekonomik koşulları, gelecek yaşantısı, partnerinin pozisyonu ve fikride önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden karar verilirken tüm koşulları değerlendirerek kesin bir şekilde vermek daha sonraki ruhsal durum için gereklidir.

KÜRETAJIN RİSKLERİ
Küretajdan sonra enfeksiyon ve parça kalması gibi durumlarda ameliyat sonrası riskler nadirdir ve bunlar tedavi edilebilir. Bildiğiniz gibi bütün cerrahi ameliyatlar birtakım riskler içerir. Bu işlemde de olası risklerin hastaya anlatılması ve hastanın bu anlamda bilgilendirilmesi esastır.
Kürtaj sonrası oluşabilecek temel riskleri sizin için sıraladım.

Gebeliğin Devam Etmesi
Ayı çok küçük olan gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve gebelik olayı devam edebilir. Bu yüzden kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması uygun olur.

Rahimin Delinmesi (Rüptür)
Anatomik olarak gebe bir rahim, gebe olmayan bir rahime göre çok daha yumuşaktır. Bu nedenle kürtaj esnasında yapılan dikkatsiz ve sert bir hareket rahimin delinmesine neden olabilir. Bunun dışında rahim delinmesi işlem dikkatli yapıldığı taktirde son derece nadir görülen bir komplikasyondur. Bu tür tıbbi müdahalelerde risk gebelik yaşı büyüdükçe artar. Bu durum uzman tarafından fark edildiğinde uygun tedavi yapılması mümkündür.

Plasenta Parçasının Kalması
Bu komplikasyon kürtajdan belirli bir sure sonra ortaya çıkar. Kendini fazla miktarda olan ve kesilmeyen kanama ile belli eder. Böyle bir durum olduğunda tedavi için yeniden küretaj gerekir.

Enfeksiyon
Bu durum kürtaj işleminden 5-6 gün sonra ortaya çıkar. İşlem sırasında hijyen ve sterilite kurallarına uyulursa enfeksiyon riski azalır.

Yapışıklık
Yapışıklık olarak geçen komplikasyon 'asherman sendromu'  olarak da geçmektedir. Bu sendromda rahimin iç duvarlarında yapışıklıklar ve dolayısı ile adet kanamasında azalma ve hatta kısırlık görülebilir. Sendromun nedeni ise rahimin gereğinden fazla kazınmasıdır. Kesin tanısı rahim filmi çekilerek veya histeroskopi ile konulur. Tedavi yöntemi cerrahi olarak (histeroskopik) rahim içinde olan yapışıklıkların açılması ile gerçekleşir.

Bu riskler dışında genellikle görülen riskler arasında ; rahim içinde kan birikmesi, işlemin yapılamaması, aşırı kanama, adet gecikmesi gibi diğer riskler sıralanabilir.

Kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe arttırmaktadır. Bu sebepten dolayı kürtaja karar verildiğinde yasal sınır olan 10. haftanın geçirilmemesi gerekmektedir. Daha önce gebe kalmamış bir kadının küretaj olması veya küretajın kaçıncı küretaj olduğu kadının daha sonra gebe kalmasını etkilemez.


KÜRTAJ NASIL YAPILIR?
Küretaj müdahaleleri genellikle hastanın koşulları uygun ise genel anestezi ve bazen de lokal anestezi ile yapılmaktadır.
Eğer işlem sırasında genel anestezi uygulandıysa tüm müdahale boyunca hasta uyur ve herhangi bir şey hissetmez. Hastaya lokal anestezi uygulanacaksa gerekli hastalarda yatıştırıcı uygulayarak hastanın gerginliği azaltılır. Lokal anestezi yapılan hastanın rahim ağzı uyuşturulur hasta gebeliğin boşaltılması sırasında hafif bir karın ve kasık ağrısı duyabilir. Genellikle uzmanların tercihi kürtajın genel anestezi ile yapılması yönündedir. Genel anestezi ile yapılan işlem sayesinde hem hasta ağrı ve acı duymaz, hem de işlemden kaynaklanan komplikasyon riski en aza indirilmiş olur.
Gebeliğin sonlandırılması işleminde genelde uygulanan iki yöntem vardır. Bunlardan biri en sık kullanılan vakum aspirasyonudur. Bu işlemde gebelik emilerek boşaltılır. Daha nadir olarak kullanılan diğer yöntem ise metal küretler ile kazıma yöntemidir.

KÜRTAJIN AŞAMALARI

Bu aşamalar tıbbi operasyon sonrası yapılan işlemlerin aşamalarıdır.

1.Uzman tarafından hasta uygun yere yatırıldıktan sonra, antiseptik solüsyonlar ile cerrahi alan temizlenir, hastaya pozisyon verilir, üstü uygun şekilde örtülür. İlk olarak rahimin durumunu ve büyüklüğünü değerlendirmek için uzman tarafından jinekolojik muayene yapılır. Hata rahimin özellikleri anlaşıldıktan sonra vajinal spekulum yerleştirilir. Spekulum sayesinde rahim ağzı görünür hale gelir. Ardından vajina ve serviks bölgesi antiseptik solüsyonlar ile temizlenir. İşlem için lokal anestezi uygulanacak ise bu aşamada yapılır. Ardından serviksin her iki yanına ilaç enjekte edilir. Bundan sonra serviks yani rahim ağzı tenekulum (tekdişilli) adı verilen bir alet ile tutulur. Paralel olarak tenekulum çekilerek rahimin düz bir hale gelmesi sağlanır.

2. Ardından buji adı verilen aletler yardımı ile rahim ağzı genişletilmeye başlanır. Bu işleme dilatasyon denir. Bu işlem için mümkün olan en ince buji kullanılmalıdır. Bujiler çaplarının milimetre cinsinden büyüklüğüne göre numaralandırılır. Genellikle 6 ya da 7 numara bujiye kadar dilate edilir.

3. Dilatasyon işlemi bittikten sonra plastik kanüller rahim ağzından geçirilerek, rahim boşluğuna ulaşılır. Kanül yerleştirildikten sonra, ucu bu işlem için üretilmiş olan 60 santilitrelik, vakum yaratan özel enjektöre bağlanır. Enjektörün düğmesi açılır ve negatif basınç oluşması sağlanır . Enjektör ileri geri hareket ettirilerek rahim içi temizleme işlemi yapılır ve rahim içi tamamen temizlenene kadar işleme devam edilir.

4. Eğer yapılan işlemden sonra içeride parça kalmasından şüphe edilirse metal küretler ile kavite iyice temizlenir. Eski zamanlarda sıkça kullanılan bu küretler, günümüzde artık pek tercih edilmez. Olumsuz etkileri olarak hem rahim delinmesi ,hem de işlem sonrasında rahim iç zarlarının yapışmasına bağlı ileride gelişebilecek kısırlık ihtimali yüksektir. İşlemde 10 haftalıktan küçük gebeliklerin sonlandırılmasında keskin küretlere ihtiyaç duyulmaz. Eğer tıbbi bir sebep varsa ve hekimler kurulu kararı ile 10 haftadan büyük bir gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmişse bu işlem daha büyük kanülleri vakum cihazlarına bağlayarak yapılır. İşlem sonunda keskin küretler ile parça kalıp kalmadığı kontrol edilir.

5. İşlemden sonra vajinal veya karından ultrasonografi yapılarak son kontroller yapılır.
Küretaj operasyonu gebeliğin büyüklüğüne bağlı olarak yaklaşık 5 ile 10 dakika arasında sürmektedir.

Operasyondan sonra olabilecek ağrı, ilaçla rahatlıkla kontrol edilebilir, zaten adet sancısı benzeri bir ağrınız olacaktır. İşlemde genel anestezi aldıysanız eğer operasyondan hemen sonra uyanırsınız. Yaklaşık 5 dakika sonrada uyku sersemliğiniz kaybolur ve ayağa kalkarsınız. Yaklaşık yarım saat sonrada eve gidebilirsiniz.
Operasyondan sonra yaklaşık ikinci saatte tamamen normal gündelik yaşantınıza ve işinize dönebilecek kadar kendinizi iyi hissedebilirsiniz.
Eğer hastanın kan gurubu Rh faktörü NEGATİF ise ve partnerinin kan gurubundaki Rh faktörü POZİTİF ise veya partnerinin kan gurubu bilinmiyorsa Anti-D iğnesinin müdahaleden sonraki ilk 72 saat içinde yaptırılması gerekmektedir. Bu iğne ilerde olacak gebeliklerde oluşabilecek kan uyuşmazlığını engelleyecektir.
Tıbbi zorunluluk nedeniyle (düşük, cansız gebelik,anomalili bebek gibi nedenlerden) küretaj yapılıyorsa eğer, küretaj sırasında elde edilen materyalin(parçanın) bir patoloğa yani genetik incelemeye gönderilmesi gerekebilir. Oradan gelecek sonuç bir daha aynı şeyle karşılaşmanızı engellemeye yardımcı olabilir.


Küretaj Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler
Müdahaleden sonra hasta sıvı gıdaları ve içecekleri hemen içebilir, bulantı olmazsa daha sonra normal beslenmeye de geçebilir.
Genel anestezi sonrasında 6-8 saat araba kullanmak, önemli kararlara imza atmak gibi dikkat isteyen aktivitelerde bulunmamak daha uygun olacaktır.

İşlemden 2 ile 3 gün süreyle adet kanaması tarzında kanamalar olacaktır. Bu süre kişiye göre değişir ayrıca gebeliğin haftasına göre biraz artabilir veya azalabilir. Eğer kürtaj sonrası hemen kanamanız olmazsa bir hafta sonra gibi hafif bir ağrı ile kanamanız olacaktır. Bu kanama esnasında gene adet kanaması dönemindekine benzer karın ve kasık ağrıları olabilir, bu ağrıları hafifletmek için her hangi bir ağrı kesici kullanabilirsiniz.

İşlemden sonraki adet kanamanız yaklaşık 20 ile 40 gün sonra olacaktır. Adetiniz gebelik gibi özel bir durum oluşup sonlandığı için normal zamanında gelmeyebilir endişelenmeyin. Ama eğer 40 gün içinde adet olmazsanız mutlaka doktorla görüşmeniz gerekir.

Eğer kanamanız devam ediyorsa bu süreç sonlanana kadar küvete,havuza veya denize girmeniz yasaktır.(Sadece operasyon günü dahil duş alabilirsiniz. Buradaki amaç vajene su ve bu gibi mikrop kapmayı sağlayabilecek şeylerin girmesini engellemektir)

Eğer denize veya havuza girmeniz gerekirse (yaz mevsimi veya tatil vs nedenlerden dolayı) en erken küretajdan 7-10 gün olmalıdır. Denize girdiğiniz esnada ise tampon kullanmak kesinlikle yasaktır.
İşlemden sonra cinsel ilişki 1 hafta boyunca kesinlikle yasaktır. (Daha sonra isterseniz prezervatif kullanılarak ilişkiye girebilirsiniz. İlişki esnasında korunmanız sizi mikrop kapmaktan ve hamile kalmaktan koruyacaktır ).  Eğer kanamanız hala devam ediyorsa cinsel ilişki sakıncalıdır. Ancak kanamanız bittikten sonra ilişkiye girebilirsiniz.

Bu süre zarfında taze kanama şeklinde bir kanama( burun kanaması gibi) olursa, ateşiniz yükselirse (38 dereceden fazla olursa) mutlaka doktora başvurmanız gerekmektedir.
İşlemden sonra istenmeyen gebeliklerin önlenmesi için doktorunuzdan mutlaka uygun doğum kontrolü yöntemleri hakkında bilgi alınız.
Ayrıca tekrar gebe kalmak isterseniz vücudunuzun eski fonksiyonlarına tamamen kavuşması için 2-3 aylık bir süre beklemeniz tavsiye edilir.

HAMİLELİĞİN İLK 3 AYINDA BESLENME

G, GB, 1.Trimesterde beslenme, Gebelikte Beslenme, Gebelikte hafta hafta beslenme, Gebelikte sağlıklı beslenme, Gebelikte vitaminler, Hamileliğin ilk döneminde beslenme, Ö,
HAMİLELİĞİN İLK 3 AYINDA HANGİ YİYECEKLERİ YEMELİSİNİZ?

Gebelik birinci, ikinci ve üçüncü trimester (dönem) olarak üç aşamaya ayrılır. Bir hamilelik testi yaptırdıysanız, hamileliğin ilk belirtilerine sahipseniz ve hamile kaldığınızı öğrenmişseniz hamileliğin ilk üç aylık dönemine hoş geldiniz !

İlk üç aylık dönemde sabah hastalığından, hassas göğüslere, yorgunluğa, genel hamilelik ağrısına, mide ekşimesine ve hazımsızlığa kadar her şeyi deneyimleme olasılığınız vardır.

Bu ilk 13 haftayı mümkün olduğunca elverişli hale getirmek için sağlıklı beslenmeye devam etmek ve kaçınmanız gereken yiyecek ve içeceklerden uzak olmak iyi bir fikirdir çünkü gebelikte beslenme oldukça önem arz eder. Bebek yetiştirirken ihtiyaç duyduğunuz tüm besinleri almanız önemlidir bu nedenle hamileliğin bu önemli aşamasında yemeniz için en iyi yiyecekleri listeledik.

1.TRİMESTER'DE (İLK 3 AY) TÜKETEBİLECEĞİNİZ 18 MÜKEMMEL BESİN

1) Yoğurt
Sıcak yemeklerden sıkıldıysanız yoğurt harika ve rahatlatıcı bir seçenek olacaktır. Meyveli yoğurt olabilir veya rahatsız hissettiğiniz mideye yerleşip daha iyi hissetmenizi sağlamak için yoğurdun içine elma rendeleyip yemeyi de deneyebilirsiniz.

2) Ispanak
Ispanak vitaminler ve besinlerle dolu harika koyu yapraklı bir yeşillik. Dünyanın En Sağlıklı Besinleri listesine göre K vitamini, A vitamini, manganez, folik asit, magnezyum ve demir içeriği çok yüksek! Bir tabağa tepeleme yapıp yiyebilirsiniz :)

3) Deniz Ürünleri
Hamilelikte deniz ürünleri ve kabuklu deniz canlıları tüketmek pişirildiği sürece mükemmeldir. Demir ve iyi miktarda protein içerirler.

4) Sebze Çorbaları
Çorba, sebze sevmeyen birinin sebze tüketmesi için iyi bir yoldur. Sindirimi kolay olabilecek, nispeten yumuşak çorbalar tüketerek midenizi daha rahat hissettirebilirsiniz.

5) Kuruyemiş
Özellikle düzenli olarak küçük öğünler yemeye çalışıyorsanız fındık her zaman iyi bir aperatifdir. Sağlıklı yağlar ve kolin içerirler.

6) Kırmızı Et
Kırmızı et, protein, demir ve B12 vitamini bakımından yüksektir. Tüketilmemesi unutkanlığınızı arttırracağı gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Eğer çok düşük çıkarsak ilaç veya iğne ile temin edilmesi gerekir, bu yüzden kırmızı et tüketmek şarttır.

7) Süt
Süt protein, iyi yağlar, kolin ve B12 vitamini içerir. Yani tüketilmesi önemlidir, genellikle doktorlar her gün bir bardak içilmesi gerektiğini size bildirirler.


8) Kanatlı Hayvanlar
Kanatlı hayvanlarda protein, B6 vitamini, B12 vitamini ve kolin bulunur. Tavuk düşük yağ içeren iyi ve nispeten yumuşak bir protein kaynağıdır.

9) Yeşil Sebzeler
Hamile iseniz birinci, ikinci ve üçüncü trimesterde yani her zaman yeşil sebzeler sizin için vazgeçilmez olmalıdır. Vitamin ve besinlerle doludurlar, ayrıca düşük kalorili ve yağsız beslenerek doymanızın iyi bir yoludur. Yüksek lif içerdikleri için sindirime de yardımcı olurlar.

10) Zencefil
Zencefil neredeyse inanılmaz iyileştirme gücüne sahiptir. Tavada biraz kızartarak tüketebilir ya da zencefil çayı içebilirsiniz.

11) Baklagiller
Baklagiller grubu nohut, mercimek, fasulye ve bakliyat içerir. Baklagiller B vitaminleri, demir, folik asit, magnezyum, çinko, potasyum ve fosfor gibi içerikleri ile oldukça zengindirler.

12) Yağlı Balık
Somon veya uskumru gibi yağlı balıklar hamilelik döneminde harikadır çünkü hamilelikte döneminde gerçekten faydalı olan Omega 3 yağ asitlerini içerirler.

13) Güçlendirilmiş Tahıllar
Tahıllar listedeki diğer gıda maddelerine kıyasla en sağlıklı seçenek değildir çünkü şeker içeriyor olabilirler. Bununla birlikte sıcak yiyecekleri özellikle de kokan yiyecekleri veya sebzeleri yiyemiyorsanız vitaminlerle zenginleştirilmiş tahıllar ihtiyaç duyduğunuz vitaminleri almanızı sağlamak için kolay bir seçenektir.

14) Taze Meyve
Büyük öğünlerle baş edemiyorsanız taze meyvelerden atıştırmak iyi bir seçenektir. Meyveler yağ bakımından düşüktür ve kolesterol içermez. Ayrıca meyveler B vitaminleri, folik asit ve diyet lifi içerirler. Meyve ihtiyacınızı şekerli meyve suları yerine gerçek yiyeceklerden almak her zaman daha iyi bir yoldur çünkü meyve suları yüksek şeker, tatlandırıcı ve çeşitli katkı maddeleri içerir.

15) Chia Tohumu
Chia tohumları hamilelik sırasında tüketilebilecek harika besinlerden biridir. Bu küçük chia tohumlarının iki çorba kaşığında 138 kalori, yaklaşık 8,5 gram yağ (öncelikle omega-3 yağ asitleri), 4,5 gram protein, 11 gram karbonhidrat ve 9 gram lif bulunur. Dolayısı ile oldukça zengin bir besindir. Ayrıca iyi bir kalsiyum, demir ve A vitamini kaynağıdırlar. Chia tohumlarından bir porsiyon yemek hamile bir kadının günlük protein ihtiyacının yüzde 15'ini, günlük lif ihtiyacının üçte birinden fazlasını ve neredeyse tüm kalori ihtiyacını karşılar. Bu yüzden ilk üç aylık dönemde tüketilmesi tavsiye edilir.

16) Yumurta
Bol miktarda protein, kolin ve B12 vitamini içeren yumurtayı hamilelikte ya çok seversiniz ya da kokularından dolayı onlardan nefret edersiniz. Bununla birlikte bazı hamile kadınlar mide bulantısında yardımcı olduğundan ve güne doymuş hissederek başlamak için yumurta tüketirler.

17) Keten Tohumu
Keten tohumu B12 vitamini içerir ve yoğurt, yulaf lapası veya gevreklerinize ekleyerek sizi doyurmak ve size fazladan besin değeri vermek için kullanabileceğiniz harika bir ekstra besindir.

18) Karbonhidratlar
Ekmek, makarna ve pirinç gibi karbonhidratların hamilelik sırasındaki tüketimi genellikle fazladır çünkü rahatsız edici etkiler göstermezler ve çabucak doymanızı sağlarlar. Tüketirken yağ oranı düşük olan karbonhidratları yemek en iyisidir. Bununla birlikte eğer hazımsızlık ve şişkinlikle mücadele ediyorsanız karbonhidrat tüketiminizi azaltmak iyi bir fikir olabilir.